2016/11: Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve Meclis Mazbatasının Mukayese ve Tahlili
#1
[Resim: ilmi-1.jpg]


GÜLHANE HATT-I HÜMAYUNU (TANZİMAT FERMANI) ve
ALAKALI MECLİS MAZBATASININ MUKAYESE ve TAHLİLİ

(Beytullah İmzaoğlu – iletisim@beytullahimzaoglu.com[1])

GİRİŞ

Osmanlı Devleti XIX. asra 1768-1774 Rus savaşları ve ardından imzalanan 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması’nın getirdiği askerî, siyâsî, iktisadî, içtimaî ve psiko-sosyal buhranlarla girmişti ve Osmanlılar ard arda gelen dahili ve harici vukuatın neticesi olarak belki de tarihlerinde hiç olmadığı kadar zor bir hâldeydiler. Devlet aklı, bu buhrandan çıkmak için birtakım çözümler istihsal etmiştir. Bu çözümler arasında tarihi devamlılık cihetinden en mühim olanı Tanzimat Fermanı adı ile maruf olan Gülhane Hatt-ı Hümayunu olup adı geçen hattı böylesine ehemmiyetli kılan sebeplerden bir tanesi de hiç şüphesiz ilan edildiği tarihten itibaren hep kendisine atfen bir şeylerin yapılmasıdır, nitekim bunlardan birisi olan Islahat Fermanı’nda da Tanzimat Fermanı te’yid edilmiştir.[2]

Bu makalemizde Sultan II. Mahmud (1808-1839) devrinde başlayan yeniden bir kuruluş, ihtisaslaşma ve müesseseleşme hareketinin nihayetinde Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu ve onunla doğrudan alakalı olan Meclis Mazbatasını mukayese etmeye çalışacağız ve bunu yaparken iki tarihi metnin de muhteva ve mündericatını sadeleştirerek ve maddeler hâlinde kıyas ve tahlil ederek vereceğiz.

Bu araştırmamızda Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun ilanını gerektiren tarihi vetire ve Tanzimat Fermanı üzerinde pek çok ilim ehli tarafından yapılan tenkid ve tahlillere ise yer vermeyeceğiz. Bunları daha sonra kaleme alacağımız “Tanzimat Fermanı ve Aks-i Sedası: Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu Kim Nasıl Değerlendirdi” isimli makalemizde mufassalan inceleyeceğiz.

1) SULTAN ABDÜLMECİD’İN CÜLUS HATTI

Osmanlı padişahlarından tahta çıktıktan sonra bir Hatt-ı Hümayun sadır olması adetti. Sultan Abdülmecid de bu geleneğe riayet ederek adeta sonradan ilan edeceği Gülhane Hatt-ı Hümayunu (Tanzimat Fermanı) başta olmak üzere pek çok hattında hep tebarüz ettireceği hususlara değinerek bu geleneği ifa etmiştir. Takvim-i Vekayi’de neşredilen ve sonradan Düstur’un[3] ilk cildinde de kendine yer bulan Hatt-ı Hümayun “vezir-i meal-i semirim Mehmed Emin Paşa” diye başlar ve Sultan Abdülmecid, Allah’ın ezeldeki takdiriyle, “ecdad-ı izamımız taht-ı saadet-bahtına” cümleleriyle tahta çıktığını ifade eder ve dirayet ve sadakati sebebiyle Mehmed Emin (Rauf) Paşa’yı sadarette tutacağını beyan eder fakat bu husus Hüsrev Paşa’nın Sadaret mührünü ertesi gün cebren alması ile gerçekleşememiştir.[4] Sultan Abdülmecid, bundan sonra hedeflerinin istisnasız bütün Osmanlı tebaasının refahı ve rahatını temin olacağını ve bütün herkesin “temin-i can ve ırz ve malları zımnında tesis olunmuş olunan” cümlesiyle babası zamanındaki kanunları güçlendireceğini ve kabul ettiğini “cümleye ilan ederim” ifadesiyle beyan eder. Saltanatının temeli ve esası olduğunu ifade ettiği “Şeriat-ı Şerife”nin herkese yol ve delil olduğunu ve herkesin buna tam manasıyla riayet etmesinin ise kati talebi olduğunu tebarüz ettiren Sultan Abdülmecid, buna büyük, küçük bütün memurların istikamet üzere riayetini ister ve bu emre uyanları mükafatlandıracağını, uymayanların ise cezalandıracağını ifade eder.[5] Sultan Abdülmecid ardından devletin mülki ve mali işlerinin düzelmesi için herkesin kanunlara riayetinin icap ettiğini ve kendisinin de bu hususta her şeyi yapacağını beyan eder, bununla birlikte bir zamandır mal cihetinden sıkıntıların olduğunu bunları da gidereceğini ekleyerek Kara ve Deniz askerlerinin de nizamını, intizamını ve refahlarına dikkat edilmesini sadaretten ister. Sultan Abdülmecid yabancı devletlerle olan münasebetlerin de güçlendirilmesini ve devam ettirilmesini, mevcud andlaşmalara da tamamıyla uyulmasını emreder. Padişah, en son “şurasını dahi ilan ve ilave ederim ki” diyerek “tebaamızın asayiş ve refahı hakkında olan arzu-yı şahanem istisna kabul etmeyeceğinden” cümlesiyle muhtelif dinler ve kavimlerden olanların da “adalet, himmet ve temin-i hüsn-i halleri emrinde dikkat-i mütesaviye” ile buna mahzar olduklarını ifade ederek idaresindeki herkes için “saadet halini mucip olacak terkib-i sahihadır” diyerek düşüncelerini anlatır. Sultan Abdülmecid ayrıca cülus hattının sonunda “Devlet-i Aliye’mizin istiklali” ifadesini kullanarak o günkü zor şartları da tebeyyün ettirmiş olur.[6]

Sultan Abdülmecid’in cülus hattında tebarüz ettirdiği hususlar Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve alakalı Meclis Mazbatasında da kendisine yer bulmuştur.

2) MECLİS-İ ŞURA ve SULTAN ABDÜLMECİD’E ARZ EDİLEN MECLİS MAZBATASI

Sultan Abdülmecid’in bir Meclis-i Şura’nın toplanmasını istediği meclis mazbatasında yazmaktadır.[7] Ali Akyıldız’ın neşrettiği bu meclis mazbatasının üzerinde Meclis-i Şura’nın ne vakit toplandığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Ali Akyıldız bu meclisin Gülhane Hatt-ı Hümayunu ilan edilmeden toplandığını düşünmektedir ki kaleme aldığı “Tanzimat” maddesinde meclis mazbatasını daha evvel zikreder.[8] Bununla beraber bu hususta kesin bir kat’iyet oluşması için daha teferruatlı bir araştırma yapılması iktiza etmektedir. Bu tarih belirsizliğine rağmen meclis mazbatası ve hattın mukayesesi kıymetinden hiçbir şey kaybetmez.

Sultan Abdülmecid’in emriyle toplanan Meclis-i Şura, 38 kişilik bir heyetten müteşekkildi ve alınan tavsiye kararlarının hepsi ittifak-ı ara ile yani oy birliği ile alınmıştı. Bu heyette, âlimler ve üst düzey devlet adamları yer almaktaydı.

Mazbata metninde üzerinde durulan ana maddeler şunlardı:

- Can ve mal emniyeti

- Irz ve namus mahfuziyeti

- Suç sahiplerinin davalarının aleni görülmesi

- Hüküm verilmeden kimseye hafi ve celi idam ve tesmim cezasının verilmemesi

- Herkesin kudret ve emlakine göre vergi tayini

- Osmanlı memleketlerinden nüfuslarına göre asker alınması ve askerlik süresinin belirlenmesi ve bu hususta kanunlar hazırlanması

Bu ana maddeleri tebeyyün ettiren Meclis-i Şura, ardından Osmanlı Devleti’nde bir müddetten beri Kur’an’ın hükümlerine ve faydalı kanunlara (kavanin-i münife, örf-i hukuk) riayet edilmediğinden usullerin bozulduğunu ve memleketin harap olduğu tespitini yapmakta ve düzenlenmelerin esası belirlenmeden teferruata dair ne yapılırsa yapılsın bunların kalıcı olamayacağını ve hedeflenen noktaya gelinemeyeceğini, devletin kuvvet sahibi olmayacağını söylemektedir.

Meclis-i Şura, bu hususlara dair yapılacak esas düzenlemeler için Sultan Abdülmecid’den izin istenmekte ve bu yapılacakların gayesini de din ve devlet ve mülk ve milleti tecdid ve ihya etmek olarak göstermektedir. Ayrıca Şer-i Şerife bundan büyük hizmet ve mülk ü millete bundan büyük lütuf ve merhametin olamayacağını da beyan etmektedir.

Bunları aslında geçmişteki sultanların da yapmak istediklerini fakat başaramadıklarını söyleyen Meclis-i Şura, Sultan Abdülmecid’in bunları yapabileceğini söylemektedir. Bunu başarabilmesi için yapması gereken, bütün bu hususları kâmilen tatbik etmekten geçmektedir.

Meclis-i Şura, ayrıca bu yapılacaklara, hariçtekilerin ve dâhildekilerin karşı çıkamayacağını, buna rağmen yine de bu hususlara karşı çıkanlar olursa da onların cezalandırılmasını istemektedir.

Meclis-i Şura en son olarak bu hususlarda son kararı da Sultan Abdülmecid’in kendisine bırakmaktadır.

Sultan Abdülmecid de bu mazbatanın üstüne yazdığı hatt-ı hümayununda bu hususları müspet karşılamış, takdir etmiş ve hilafına hareket edenler için iki Dünya’da da felah ve saadet bulmamalarını Yüce Allah’tan niyaz etmiştir.[9]

3) GÜLHANE HATT-I HÜMAYUNU

Osmanlı Devleti; Sultan Abdülmecid’in tahta çıkışından 4 ay sonra ilan ettiği Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile yeni bir devre girdiğini resmen ilan etmiş oluyordu. Hatt, 1839 yılının 3 Kasım günü Gülhane’de yerli ve yabancı kimselerden müteşekkil büyük bir kalabalık önünde Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa’ya okutturulmuş ve ardından bütün Osmanlı eyalet ve sancaklarında aynı şekilde okutturulması ve halka güzelce anlatılması valilerden talep edilmiştir.

Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nda mazbata metninde yer almayan bir kısım hükümler de vardır. Bunlardan bazısı cülus hattında yer alırken bazısı ise sadece burada zikredilmektedir. Ayrıca mazbata metninde yapılmayan bir şey Hatt-ı Hümayun’da yapılmış ve maddelerin neden tatbikinin gerektiğine dair izahlara gidilmiştir.

Sultan Abdülmecid, hattına besmele ve Mülk Suresi’nin ilk ayetiyle başlamıştır. Bu ayet-i kerimenin meali ise şöyledir: “Ne yücedir o ki mülk onun elinde ve o her şeye kadîrdir.”

Gülhane Hatt-ı Hümayunu, devletin kendi kendini tenkid ettiği bir metindir. Hatt-ı Hümayunun girişinde, mazbatada yer aldığı gibi içinde bulunulan hâli tarif ederken Kur’an’ın hükümlerine ve kanunlara tam manası ile riayet edilmemesi sebep olarak gösterilir. Mazbatada herhangi bir tarih verilmezken burada 150 sene evveline kadar bunlara riayet ediliyordu, denmektedir. 150 sene evvel yani 1683-1699 savaşlarına atıfta bulunulmaktadır. Hâlbuki Osmanlı Devleti, bu harplerden sonra XVIII. asrın ortalarına gelinmeden kayıplarını telafi etmiş[10], ekonomisini de düzeltmişti.[11] Buna rağmen devlet aklının böyle bir tarih vermesini tabii karşılamak gerekir. Zira Sultan IV. Murad (1623-1640) zamanında da Koçi Bey ideal devir bir asır evvelini yani (Kanuni) Sultan I. Süleyman (1520-1566) devrini göstermekteydi. Kanuni devrinin sadrazamlarından ve müelliflerinden Lütfi Paşa da eserlerinde (Fatih) Sultan II. Mehmed (1442-1444/1451-1481) devrini emsal olarak göstermektedir.[12] Tarih ne kadar erkene alınırsa yapılacak olan düzenlemelerin kabulünü te’min o kadar kolay olur düşüncesi ile bu yılların verildiğini düşünmek makuldür. Yoksa makalenin girişinde de ifade ettiğimiz gibi ciddi bir izmihlal alameti ancak 1768-74 savaşlarından sonrası için geçerli olabilir.

Bu girişten sonra tebaanın ve devletin halini anlatan Sultan Abdülmecid; kuvvet ve ma’muriyetin, zaaf ve fakirliğe tebeddül ettiğini ve tahta çıktığı günden itibaren bu hali düzeltmek için gayret ettiğini memleketi imar ve ahaliyi refaha kavuşturmak istediğini söyler.

Bunu sağlamak sadedinde de;

- Devletin coğrafi mevkiini

- Arazisinin verimliliğini

- Halkının kabiliyetini, öne sürerek 5-10 yılda gerekli şartlar temin edilirse istenilen neticeye ulaşılacağını vaad eder.

Bu vaadinin gerçekleşmesi için yeni kanunlar konulmasını ve te’sis edilmesi gerektiğini belirtir. Bu kanunların esas maddelerini ise şöyle sıralar;

- Can emniyeti

- Irz, namus ve mal mahfuziyeti

- Vergi tayini meselesinin hâlledilmesi

- Askerlerin celpleri ve istihdam müddetlerinin tanzim edilmesi

  Mazbatada da aynen geçen bu esas maddelerin lüzumunu da anlatan Sultan Abdülmecid; ilk iki madde te’min edilirse devlet ve millet gayretinin ve vatan muhabbetinin artacağını ve buna sahip olanların güzel hareketlerde bulunacağını şüpheden azade olarak görür.

Vergi tayini meselesini izah ederken; devletin memleketi muhafaza için askere ve sair masraflara muhtaç olduğunu bunu temin için verginin gerekli olduğunu fakat bunun güzelce tespit edilmesi gerektiğini söyleyen Sultan Abdülmecid, 1838 Baltalimanı Andlaşması ile kaldırılan yedd-ü vahidi ise “beliyye” olarak tavsif eder ki mazbatada bunun hakkında bir ifade bulunmamaktadır.
Sultan Abdülmecid ardından yine mazbatada geçmeyen İltizam usulünü hiçbir zaman faydası görülmeyen bir şey olarak vasıflandırır. Hâlbuki İltizam usulü hakkında bu tarz bir ifade kullanması metnin girişindeki 150 sene ifadesi ile bile tezad oluşturmaktadır çünkü İltizam, (Fatih) Sultan II. Mehmed zamanından beri yani neredeyse 400 seneden beri tatbik olunan bir usul olduğu gibi padişahın tebarüz ettirdiğinin aksine bilakis faydalı bir nizamdır.[13]

Yedd-ü vahid ve İltizam usulünü zikrettikten sonra tekrar vergi meselesine dönen Sultan Abdülmecid, mazbatada geçtiği şekliyle herkesin mal ve kudretine göre vergilendirilmesi gerektiğini ifade eder.

Sultan Abdülmecid sonra asker maddesinin izahını yapar, asker vermenin vatan muhafazası için ahalinin mutlaka yapması gereken bir vazifesi olarak tarif eder ve hattın ilanına kadar ki yanlışları sıralar;

- Asker alınan yerlerin nüfusuna bakılmayarak kiminden fazla kiminden az asker alınmış,

- Bu hal nizamsızlığa sebep olmuş,

- Ziraat ve ticaretin faydasını azaltmış,

- Askerin ömür boyu istihdam edilmesi gayretsizliğe ve nüfusun azalmasına neden olmuştur gibi tespitlerle bunların düzeltilmesi gerektiğini söyleyen ve her yerden lüzumu miktarınca asker alınması için ve askerin 4-5 sene istihdam edilmesi için güzel usuller konulmasını emreden Sultan Abdülmecid, asker maddesinin Bab-ı Seraskeri Dar-ı Şura’sında kararlaştırılıp tarafına bildirilmesini ister.
Yine mazbata da geçen;

- Suç sahiplerinin davalarının aleni görülmesi

- Kanunsuz hafi ve celi idam ve tesmim (zehirleme) cezalarına izin verilmemesi gibi hususları te’yid eder. Fakat ceza sisteminde alenen bilinen hafi idam ve tesmim diye bir ceza yoktur. Hem mazbatada hem de Hatt-ı Hümayun’da bunun zikredilme sebebine dair müstakil araştırmalar yapılması iktiza eder.

Mal emniyeti ve mahfuziyeti maddesinin de izahını yapan Sultan Abdülmecid, herkesin malı üzerinde tam bir serbestlikle malik ve mutasarrıf olduğunu söyler. Bununla hususi mülkiyetin dokunulmazlığı prensibini de tebarüz ettirir.

Sultan Abdülmecid, bir kimsenin suçundan dolayı neslinin mes’ul tutulamayacağını ve müsadere gibi usullerle malından neslinin mahrum kılınamayacağını söyler ve bununla da suçun şahsiliği prensibini belirtir.

Bütün bu hususların tebaanın hepsine istisnasız verildiğini bununda zaten şer’i hükümlerin bir gereği olduğunu ifade eden Sultan Abdülmecid, bu maddelere oy birliğiyle karar verildiğini ve Meclis-i Ahkâm-ı Adliye azalarının sayılarının arttırılacağını ve herkesin orada serbestçe fikirlerini söyleyeceğini ve bu maddeler için gerekli kanunların yapılacağını söyler.

Yine bütün bunların hedefini mazbatada da geçtiği gibi din ve devlet ve mülk ve milleti ihya olarak gösterir. Kendi tarafından bu kanunların hilafına hareket etmeyeceğine dair ahd ü misak eder.[14] Hırka-yı Şerif’e odasında vukuu bulan bu yemine bütün âlimlerin ve vekillerinde iştirak etmesini emreder.

Sultan Abdülmecid, kanunlara muhalif hareket eden kim olursa olsun rütbesine bakılmadan cezalandırılacağını söyler ki bu ifade de mazbatada geçmektedir ve bir “Ceza Kanunnamesi” yapılmasını ister.

Mazbatada olmayan bir başka hususa daha değinen Sultan Abdülmecid, bütün me’murlara maaş bağlanmasını emreder.

Yine mazbatada olmayan fakat cülus hattında olan bir hususa daha değinen Sultan Abdülmecid, mülkün harabiyetinin en büyük sebebi gösterdiği rüşvete değinerek neyin rüşvet olup olmadığına dair bir kanun vazedilmesini emreder.

Bütün bunların eski usulleri (usul-i atika) tamamı ile değiştirdiğini ve yenilediğini söyleyen Sultan Abdülmecid, bunun bütün memlekete ilanını ve dost devletlerin sefirlerine bildirilmesini emreder.

Sultan Abdülmecid en son olarak mazbata metninin üstüne yazdığı hatt-ı Hümayunu’nda olduğu gibi burada da bu kanunların hilafına hareket edenlerin felah bulmaması için Cenab-ı Allah’a beddua eder.

NETİCE

Osmanlı Devleti, 1768-1774 Rus harpleri ve ardından imzalanan Küçük Kaynarca Andlaşması’ndan itibaren zuhur eden menfi hâli telâfi için birtakım arayışlara girişmiştir. Devlet aklının, bu arayışın neticesi olarak ilan ettiği metinlerden birisi de Sultan Abdülmecid tarafından kaleme alınan Gülhane Hatt-ı Hümayunu’dur.

Sultan Abdülmecid, gerek toplanmasını emrettiği Meclis-i Şura kararlarında geçen bahisleri gerekse de Cülus Hatt-ı Hümayunu’nda tebarüz ettirdiği hususlara benzer muhteva ve mündericata sahip olan hattını, 3 Kasım 1839’da Gülhane’de daha sonraysa bütün Osmanlı memleketinde okutturmuştur.

Mazbata metni ile Hatt-ı Hümayun büyük nispette mutabakat halindedir. Bununla birlikte mazbata metninde olmayan birkaç husus da hatt metninde vardır.

Bu Hatt-ı Hümayun ile devlet aklı, Müslim olsun gayr-i Müslim olsun herkesi tebaa mefhumunda eşitlemiştir. Ayrıca bütün mükellefiyetlerde “Ahali, halk” gibi ıstılahları da kullanarak bunu takviye etmiştir.

Gülhane Hatt-ı Hümayunu şekil olarak evvelki fermanlardan, adaletnamelerden pek farklı değildir, bununla birlikte mündericatında meknuz olan birtakım ifadeler ilk defa kullanılmaktadır, yukarıda da ifade edildiği gibi “Tebaa” kelimesi buna bir misaldir.

Gülhane Hatt-ı Hümayunu bir iç tenkid olarak kendini göstermekte ve yapmak istediği düzenlemelere göre bir tarih anlatımı göstermektedir.

Hatt-ı Hümayun kendisinden sonraki pek çok metne referans olmuştur ve bu manası ile bir esas kanun olarak da kabul edilmiştir.

 

KAYNAKÇA

ARŞİV VESİKALARI ve RESMİ GAZETE

BOA, İrade Mesail-i Mühimme, nr. 24/100 (Gülhane Hatt-ı Hümayunu)
Takvim-i Vekayi, nr. 182, 16 Cemaziyülevvel 1255 (Cülus Hatt- Hümayunu)
TSMA, nr. E 3084/1 (Sultan Abdülmecid’in Yeminİ)
TSMA, nr. E 3084/2 (Meclis Mazbatası)

ARAŞTIRMA-İNCELEME-KAYNAK ESERLER

Ahmed Lütfi Efendi, Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, Cild VI, YKY, 1. Basım, İstanbul, 1999

Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İA

Düstur, I. Tertip, I. Cild

Erol Özvar, “Osmanlı Tarihini Dönemlendirme Meselesi ve Osmanlı Nasihat Kültürü”, Divan, 1999/2

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Cild V, TTK Yayınları, Ankara, tarihsiz

Kemal Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2014

Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2010

Mehmet Genç, “İltizam”, TDV İA

Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, Cild II, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2010


            EKLER

- Gülhane Hatt-ı Hümayunu
   

- Meclis Mazbatası
   

- Sultan Abdülmecid’in Yemini
   
 

DİPNOTLAR


[1] Bu makale, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Tarihi Anabilim Dalı, Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı’nda Kasım 2016’da Prof. Dr. Ufuk GÜLSOY Hoca’ya “Tanzimat Fermanı ve Uygulaması” adlı ders için Yüksek Lisans vize vazifesi olarak takdim kılınmıştır.
[2] Islahat Fermanı’nda şu ifadelerle Gülhane Hatt-ı Hümayunu’na atıfta bulunulmuştur. “Gülhâne’de kırâat olunan Hatt-ı Hümâyûnum ile ve Tanzimât- Hayriyem mucibince…”
[3] Düstur, I. Tertip, I. Cild, sh. 14-15’teki takdimi ise şöyledir: “Cülus-ı Hümayun akabinde makam-ı vala-yı sadaret uzmaya hitaben şerefriz-i sudur buyrulan hatt-ı hümayunun suret-i münifesidir.”
[4] Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, Cild VI, YKY, 1. Basım, İstanbul, 1999, sh. 1011
[5] Takvim-i Vekayi, nr. 182, 16 Cemaziyülevvel 1255, s. 2’den naklen; Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İA’da cülus hattında “Bütün devlet işlerinde kanuna ve hakkaniyete uyulması, rüşvet ve zulümden kaçınılması, ülkede yaşayan Müslim, gayr-i Müslim bütün halkın emniyetinin te’mini, canından, malından ve meskeninden emin kılınması, saraya hediye gönderilmemesi ve bürokratların bu tür hediyeleri kabul etmemesi” gibi hususlar yer aldığını ve ayrıca “Rüşvet alanların cezalandırılacağı” hususunun yer aldığını söylemektedir.
[6] Düstur I. Tertip, I. Cild, aynı yerden
[7] Nitekim mazbata metninde bu emir şöyle geçmektedir: “…emr-i ferman-ı hümayunları buyrulmuş olmağla dün ki gün Babıali’lerinde akd olunan Meclis-i Şura’da…”
[8] Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İA
[9] Sultan Abdülmecid’in bu mazbatanın üstüne yazdığı hatt-ı hümayunu şöyledir: “Doğrusu içtima-ı ukul ve ezhan ile hususat-ı münderice güzel ve etraflı mülahaza olunmuş ve kavanin-i cedide vaz’ olunmadıkça tahsil-i kuvvet ve miknet ve iktisab-ı asayiş ve refahiyetin çaresi olamayacağı cümle tarafından itiraf kılınmış olduğundan bu husus-ı hayriyet-i nususa dair suret-i karar ve irade-i Hümayunumuz beyaz üzerine hatt-ı Şahanemiz  ile ber-tafsil-i ilan olunmuş olmağla bu hususun esası ittifak-ı ara ile karar-gir olunduğunu bilmek için işbu meclis mazbatası Divan- Hümayunumuz kalemine kayd ettirilerek … şahanemizde hıfz olunmak üzere tekrar takdim kılınsın rabbimiz Teâlâ ve hazretleri şu madde-i hayriyede … halesa ile hareket etmeyenleri dareynde felah ve saadete mazhar ve muhalif olanları dahi kahhar ismi hürmetine zir ü zeber buyursun. Âmin”
[10] 1711 Prut Zaferi ile Rus cephesi kayıpları, 1718 Pasarofça Anlaşması ile Venedik cephesi kayıpları, 1739 Belgrad Andlaşması ile de Avusturya cephesi kayıpları telafi edilmiştir. Bkz: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Cild V, TTK Yayınları, Ankara, tarihsiz; Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, Cild II, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2010
[11] Kemal Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2014 sh. 71 vd; Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2010, sh. 40 vd.
[12] Erol Özvar, “Osmanlı Tarihini Dönemlendirme Meselesi ve Osmanlı Nasihat Kültürü”, Divan, 1999/2, sh. 140 vd; Hemen tebarüz ettirelim ki hâli beğenmeme ve mâziye atıf yapma, mâzi üzerinden istikbali inşa etme gayesi aynı zamanda fıtri olduğu kadar kadim bir gelenektir. Osmanlı ilk devirlerinde de bu hâl câridir. Bu sebeble bu ifadeleri son derece dikkatli kullanmak iktiza eder, aksi halde herhangi bir devri kendi şartları haricinde değerlendirme hatasına düşebiliriz.
[13] Mehmet Genç, “İltizam”, TDV İA, Cild 22, sh. 154 vd.
[14] Sultan Abdülmecid ayrıca yemin etmiştir, yemin metni ise şöyledir: “Hatt-ı hümâyunumda münderiç olan kavânîn-i şer‘iyyenin harf-be-harf icrasına ve mevâdd-i esâsiyyenin fürûâtına dair ekseriyyet-i ârâ ile karar verilen şeylere müsaade eyleyeceğime ve hafî ve celî hâricen ve dâhilen taraf-ı hümâyunuma ilka olunan şeyleri kavânîn-i müessiseye tevfik ve tatbik etmedikçe kimsenin lehine ve aleyhine bir hüküm ve ferman etmeyeceğime ve vazolunmuş ve olunacak kavânînin tağyîrini tecviz buyurmayacağıma, vallahi!”

...
İktibaslarınızda bu sayfayı şu şekilde kaynak gösteriniz:
Kaynak: www.Beytullahimzaoglu.com
...
...
İktibaslarınızda bu sayfayı şu şekilde kaynak gösteriniz:
Kaynak: www.Beytullahimzaoglu.com
...
Twitter - YouTube - Instagram


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  2017/2: Sultan Abdülmecid (1839-1861) ve Arşiv Vesikalarına Göre Cülus-ı Hümayunu Beytullahimzaoglu 0 280 07-05-2020, 16:26
Son Yorum: Beytullahimzaoglu
  2016/4: Knut Hamsun Seyahatnamesi Tenkidi, Tahlili ve Oryantalizm Tesiri Beytullahimzaoglu 0 431 04-05-2020, 17:39
Son Yorum: Beytullahimzaoglu

Hızlı Menü: