2016/4: Knut Hamsun Seyahatnamesi Tenkidi, Tahlili ve Oryantalizm Tesiri
#1
[Resim: ilmi-1.jpg]


KNUT HAMSUN SEYAHATNAMESİ TENKİDİ, TAHLİLİ
ve ORYANTALİZM TESİRİ

(Beytullah İmzaoğlu – iletisim@beytullahimzaoglu.com[1])

GİRİŞ

Makalemize me’haz aldığımız eser, Knut Hamsun’un 1905 senesinde yazdığı “Stridende Liv” isimli kitabındaki Türkiye ile alâkalı “Hilâl’in Altında” bölümünün Türkçe tercümesidir. Bu bölüm, 1993 senesinde Banu Gürsaler-Syvertsen tarafından Norveçce aslından Türkçemize kazandırılmıştır.[2]

Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) zamanında İstanbul’a gelmiş olan Knut Hamsun, bu eserinde, şehre ve insanlara dair intibalarını ve yaşadıklarını çok samimi olarak aksettirmektedir. Bununla beraber Knut Hamsun’un Türkiye’ye gelmeden evvelki fikirleriyle geldikten sonraki fikirleri arasındaki değişim dikkati çekmekte ve bu yazıyı kaleme almamıza sebep olmaktadır.

Seyahatnamelerin tarih araştırmalarındaki ehemmiyeti izahtan varestedir. Umumi olarak Osmanlı Yakınçağ Tarihi ve hususi olarak da II. Abdülhamid devri araştırmaları için çok değerli olan bu kaynak eserin tenkidi ve tahlili ise faydalı olacaktır, temennisindeyiz.

KNUT HAMSUN KİMDİR?

Asıl adı Knud Pedersen olan Knut Hamsun 1859 senesinde Norveç’te doğmuştur. İlk romanını 18 yaşında Tromsö’de neşretmiştir. Dünya’nın muhtelif yerlerine pek çok defalar seyahatler yapmıştır. İstanbul’a ise 1899 senesinde gelmiştir. 1920 senesinde Nobel Edebiyat Mükâfatını kazanmış ve 1952 senesinde de vefat etmiştir.[3]

Knut Hamsun’un Osmanlı ülkesine gelmeden evvelki fikirleri ile geldikten sonraki fikirleri arasındaki değişimi anlayabilmek için evvelâ Oryantalizmden haberdar olmak gerekmektedir. O hâlde Oryantalizmden kısaca bahsetmekte fayda olacaktır.

ORYANTALİZM

Cemil Meriç’in “Sömürgeciliğin keşif kolu”[4] olarak adlandırdığı Oryantalizm; en basit ifadesi ile “Avrupa’nın doğu fikridir.”[5] Fakat bu Doğu tanımı gerçekçi olmaktan çok hayalîdir.[6] Avrupalılar kendi fiillerini meşrulaştırmak için her devirde bir doğu tanımı yapmışlar ve bu tanım üzerinden hareket etmişlerdir.[7] Avrupa’nın tarih boyunca kendi kimliğini yaratabilmesi ve koruyabilmesi için kendi karşıtı olan bir “Öteki”ye ihtiyacı vardı[8] ve bunun için Avrupa, hayali bir doğu yaratmıştır. Oryantalizm; Avrupa-merkeziyetçilik ve sömürgecilik[9] mefhumlarıyla beraber ancak anlaşılabilir. Avrupa’yı ve Avrupa’nın ürettiklerini merkeze alıp diğer bütün kültür-medeniyetlerin mahsullerini görmezden gelen yahud kendi tarihi tecrübesi için sadece geçici ve hazırlayıcı bir vetire sayan Avrupa-merkeziyetçilik insanlığı iptidaiden medeniye giden bir yolda inceler ve bunun merkezini ve son durağını da Avrupa olarak görür. Bir kültür-medeniyetin başkasını tanımlamasını tabii karşılasak bile tanımlananların bu tanıma razı olmalarını tabii karşılayabilir miyiz? Self-Oryantalizm[10] de denilen tanımlananların bu tanımı kabulünden sonra sömürgecilik devreye girmektedir. İddiası ve temsili zihinlerde durdurulan medeniyetler, böylece istismara açılmış ve Avrupalının önünde hiçbir mâni kalmamıştır. Çünkü tanımlananlar artık tabii köle olmuşlardır. Kısaca ifade etmeye gayret ettiğimiz Oryantalizm hakkında mufassal bilgi için bir evvelki sahifede dipnotlarda verdiğimiz referans metinler okunmalıdır.

Yazdıklarıyla, Avrupa’nın tarih boyunca yaptığı hayalî Doğu tanımlarının tesiri altında kaldığı anlaşılan Knut Hamsun, eserinin pek çok yerinde bunu gösterir ki bunları birazdan derç edeceğiz. Knut Hamsun, seyahatnamesinin Türkiye ile alâkalı “Hilâl’in Altında” başlıklı ana kısmını, altı alt bölüme ayırmıştır. Bunlar;

I)    Boğaz’dan Geçiş

II)   Kahvehane ve Cami

III)  Kabristan ve Derviş

IV)  Sultan’ın Cami Ziyareti

V)   Kapalıçarşı

VI)  Türk, bölümleridir.

Şimdi bu bölümlerin tenkid ve tahliline geçebiliriz.

I) BOĞAZ’DAN GEÇİŞ

Avrupa’da yaratılan hayali doğu tanımlarının müessir bir neticesi olarak Knut Hamsun, vapurla İstanbul’a hareketi sırasında; “Türkün bize ne yapacağını heyecan ile bekliyoruz. Merhamet eder mi acep?”, “Türkler adam yemiyor artık. Lakin hepten de dişsiz olduklarını kim iddia edebilir?”[11] demektedir. Fakat Knut Hamsun, vapur İstanbul Boğazı’na girdikten sonra şunları söylemekten kendini alamaz; “Sahile o kadar yakınız ki, karada olup biten her şeyi görebiliyoruz. Gördüklerimiz düşündüklerimizden çok farklı. Yoksa biz Türkiye’de değil miyiz? Ben otuz senedir, beceriksiz sultanlar tarafından iflasın eşiğine getirilmiş bir memlekete dair yazılmış yazıları okumaktayım. Hâlbuki vapur, …, bir masal diyarına yol alıyor.”[12] Knut Hamsun bunlardan sonra; “Hakikati bilmek güç. Bunun nedeni belki de bize hakikati anlatacak olan Avrupa basınının tek sesliliğidir. İnsan biraz şüpheleniyor doğrusu. Sesini duyurması lazım gelen taraf tamamıyla dilsiz.”[13] diyerek de Oryantalist tesiri açıkça ifade eder.

İstanbul’un tabii güzelliklerinden de bahseden Knut Hamsun; şehrin sessizliğinden, sakinliğinden oldukça tesir altında kalmış görünmektedir.[14] Şehre dair ilk intibalarından sonra İstanbul’un benzersiz[15] bir yer olduğuna kanaat getiren yazar, bu bölüme böylelikle nihayet vermektedir.

II) KAHVEHANE VE CAMİ

Bu bölümde İstanbul halkının huzuru ve kanaatkârlığından bahseden Knut Hamsun, Türklerin kahve adetlerine şaşırmış görünmektedir. İş evveli ve sonrası camilerde ve kahvehanelerde dinlenen Türklerin ne ile geçindiğini de merak etmiş bir hâldedir. Çiftçilerin kâfi miktarda çalıştığını ifade eden Knut Hamsun; “Türk içki içmediğinden, hırsızlık da yapmaz”[16] tespitini yapmaktadır.

Yazdıklarıyla, muhatap olduğu insanların aşırı meraklı olmamaları ve kendilerini pek ciddiye almamalarına ise hak verdiği intibaı uyandırmaktadır. Türklerin yabancılara hizmet etmediğini[17] de ekleyen Knut Hamsun, müşahedelerine devam etmektedir.


III) KABRİSTAN VE DERVİŞ

İstanbul içinde vapurla geziye çıkmadan evvel o sırada olanları anlatan Knut Hamsun; “Arkamızda halk sıkış tepiş bekliyorsa da gözlerinde bize karşı hiçbir memnuniyetsizlik ifadesi görünmüyor” demektedir. Bundan sonra araba ile Eyüp Kabristanı’na giden Knut Hamsun; “… Servilerin, çınarların ve çiçeklerin dünyası. Etrafta camiler, ölüm mabedleri, türbeler, mezar taşları ve her yerde huzur.”[18] ifadeleri ile tespitlerine devam etmektedir. Ardından bir tekkeye giden yazar, buradaki gördüklerini uzun uzun yazmaktadır.

IV) SULTAN’IN CAMİ ZİYARETİ

Padişahın Cuma Selâmlığı merasimini anlatan Knut Hamsun; “Sultan’a dürbünle bakmanın yasak olduğunu bildiğimizden”[19] ifadesi ile bu yasağın ne derecede yaygın olarak bilindiğini bizlere nakletmektedir. Zira daha evvel sarayı dürbün ile gözetleyen bir elçinin idam edildiği bilinmektedir.

Cuma Selâmlığı merasimini uzun uzun tasvir eden Knut Hamsun, Sultan II. Abdülhamid’i gördüğünde “Bu adamın korkunçluğu neredeydi? Neredeydi kurnaz, zalim katil?” diyerek[20] Avrupa basınında yapılan tasvirlerin[21] asılsızlığına işaret ettikten sonra Avrupa basını hakkında bilgiler vermeye devam eder ve sadece 4 ismin Osmanlı Devleti ve Sultan II. Abdülhamid hakkında müspet şeyler yazdıklarını söyler. Bu kimseler; “eski Amerikan sefiri Terell”, “Ben-Hur’un yazarı General Wallace”, “Sultan’ı şahsen tanıyan Pier Loti”, “yazar Sidney Whitman”dır.[22] Knut Hamsun bu isimleri, “Neşriyat denizinde sadece birer damla” olarak tavsif etmektedir[23] ki gerçekten de yerinde bir tespittir.

V) KAPALIÇARŞI

Knut Hamsun eserinin bu bölümünde, Kapalıçarşı’yı ve burada gördüklerini teferruatlıca anlatmaktadır. Yazar, buraya olan hayranlığını tebarüz ettirmek için şu cümleyi kurmaktan kendisini alamaz; “Kapalıçarşı’nın bir masal diyarı olmadığını söylemişsem hata etmişim demektir.”[24]

Çarşının muhtelif esnafları hakkında da tasvirlerde bulunan Knut Hamsun; “Bırakın Ermeni çığırtkanlık yapsın, Yahudi ezilip büzülsün, yabancı gâvurların gönlünü hoş tutmaya çalışsın. Türklerdeki huzur onlardan hiçbirinde bulunmaz”[25] değerlendirmesi ile bunu ifade etmektedir.

Osmanlı esnafının ahlâkî hâlleri hakkında da beyanlarda bulunan yazar; “Bir Türk esnaf bulmazsanız hâliniz harap! … Bir Türkle konuşmak istiyorum, diye gürlüyorum. … Türk tam bizim arzu ettiğimiz gibi biri, … Karşımızda ezilip büzülmüyor.”[26] diyerek alış-veriş esnasında yaşadıklarını uzun uzun anlatmaktadır. Burada şunu da ifade etmeliyiz ki her yazının hissî olduğu gerçeğini es geçmemeliyiz. Fakat bu ve benzer ifadelere pek çok seyahatname, sefaretname gibi eserlerde rastladığımız için emniyet içerisinde buraya derç edebilmekteyiz.[27]

Knut Hamsun; kendi Dünya görüşü ile paralel olarak birtakım şeyler de beklemektedir. Yazdıklarından, kadınların kendisine bakmamasından mustarip olduğu anlaşılmaktadır.[28] Aynı yerde hadımağalarının bulunmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirmekte ve bu âdeti doğru bulmamaktadır. Hadımağalarının ellerinde kırbaçlar ile dolaştığını söylemesi ise dikkate değer bir ifadedir.

VI) TÜRK

Yazar son bölüme “Türk üç yüz yıldır devamlı geriye gitmekte…”[29] diye başlamaktadır. Hâlbuki yazarın İstanbul’a geldiği tarihten 300 yıl geriye gidecek olursak 1600’lü yıllara tekâbül eder ki bu senelerde Osmanlı Devleti’nin siyasî-askerî gücünün zirvesinde olduğu asırlar devam etmektedir. Buna o asırdan bir şahid olan Pascal’ı delil olarak gösterebiliriz. 1623-1662 milâdî yılları arasında yaşayan Pascal, Osmanlı Devleti hakkında; “Değişkenlik ve tuhaflık… Dünya’nın en güçlü devletine hükmetmek… Bunlar Büyük Türk’ün şahsında meczolunmuştur”[30] demektedir. Knut Hamsun da yaptığı yanlışın farkında olmalı ki çok değil bir sonraki sahifede şunları söylemektedir; “On sekizinci asırdan itibaren gerileme başladı… Ancak Türkiye hâlâ dünyadaki en kuvvetli imparatorluklardan biriydi”[31] bu bizim de katıldığımız bir düşüncedir çünkü Osmanlı Devleti için bir askeri gerileme mevzuubahs ise bu ancak 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması’ndan sonradır. Çünkü çok değil çeyrek asır evvelinde 1736-39’da Osmanlı Devleti; iki büyük devleti yâni Avusturya İmparatorluğu ile Rusya İmparatorluğu’nu tek başına mağlup edebilmiştir.[32] Osmanlı Devleti’nin gerilemesi paradigmasına Avrupa-merkeziyetçi yorumların tenkidi ve tahlili[33] burada mevzuu dışı gibi dursa da makalemizin başlığında yer alan Oryantalizm ve yukarıda bahsettiğimiz self-Oryantalizm mefhumlarının idrâki için mühimdir. Devamlı gerilediği zehabını kendi ders müfredatlarında gören insanların acaba nasıl bir psikolojiye sahip olacağını düşünmek gerekmez mi? Hâlbuki son yapılan araştırmalar[34] Osmanlı Devleti’nin dünyadan geri kalmadığını bizlere göstermektedir. Tekrar Knut Hamsun’a dönecek olursak; yazar “Tebaasındaki kırk milyon insanı, sahip olduğu na-mütenahi zenginlikleri ve Muhammed’in sarsılmaz doktriniyle dünyadaki en kuvvetli imparatorluklardan biridir Türkiye.”[35] ifadeleri ile Sultan II. Abdülhamid devrindeki Osmanlı Devleti’nin hariçten nasıl görüldüğüne bir misal olmaktadır. Kendi müşahedeleri neticesi yorumlarına devam eden Knut Hamsun; Türk halkının, son asırda padişahlarının neden Avrupa’yı taklid ettiklerini anlamadıklarını da söylemektedir. Maarif sistemine de atıf yapan Knut Hamsun okumuş Türklere sualler soran birinin alacağı cevaplar ile Türk Maarif sisteminin seviyesinin anlaşılacağını söylemekte ve “…duymaya alışmış olduğumuz kadar rezilane olmadığı…” [36] cümlesi ile de bir kez daha üzerindeki Oryantalist tesire işaret etmektedir.

1897 Osmanlı-Yunanistan Savaşı’na da değinen Knut Hamsun; “Türklerin kendilerine güveni harpten sonra geri gelmiş, çökmüş halkın içine bir sevinç dalgası yayılmıştı.”[37] sözlerini bize naklederek İstanbul halkının aksülamelini, devamındaki ifadeleri ile de Dünya Müslümanlarının mutluluk hallerini anlatmaktadır.

Hz. Muhammed (sav) ile alâkalı yorumlara da başlayan Knut Hamsun; “Hiçbir fani, ona inanıldığı kadar samimiyetle inanılmamıştır.” [38] ifadesi ile başladığı paragrafında klasik Kilise ve Oryantalist tezlere atıflar yapmaktadır. Bu da Knut Hamsun’un her ne kadar İstanbul’a kadar gelse de müşahedeleri dışında İslâm hakkında yazılı araştırma yapmadığını göstermektedir.[39]

Doğu’da Batı’ya karşı nefretin arttığından da bahseden Knut Hamsun; Hıristiyan devletlerin 1897 Harbi ile alâkalı tutumunun günün birinde bir yangına sebep olabileceğinden bahsetmektedir. “Şarktaki yangın tüm beşeriyetin ve asrın korktuğunu başına getirebilir: Bir dünya yangınına sebep olabilir. Ateşle oyun olmaz”[40] tespitini yapan yazar, o gün bir Dünya Savaşı korkusunun olduğunu da dile getirmektedir.

“Padişah zekidir ve öğrenmeye başlamıştır. “Hasta adam” sapasağlamdır, oturduğu yerde daha da büyümekte ve kuvvetlenmektedir.”[41] “Boğaziçi’ndeki “hasta adam, eski sultanlarının sarayına doğru uzanıp… Dünyayı ateşe verebilecek adamdır”[42] diyen Knut Hamsun, Sultan II. Abdülhamid devri Osmanlı’sının hâline bir kez daha işaret etmektedir.

İstanbul ve İslam medeniyeti hakkında da “İslâm bir zamanlar yüksek bir kültürü temsil ediyordu. Konstantinopolis’i payitaht bir Müslümanlar federasyonunda, Garp ve Şark medeniyetlerinin membaları birbirine kavuşacak ve muhtemelen yepyeni bir kültür nehri fışkıracaktır”[43] diyen Knut Hamsun’un gelecek tahminleri tutmamış Sultan II. Abdülhamid’in 1909 senesinde darbeyle tahttan indirilmesi ve ardından gelen savaşlar ve inkılaplar ile bu kültür tamamı ile inkâr edilip başka bir yol tutulmaya çalışılmışsa da bunda da başarılı olunduğu söylenemez.[44]

NETİCE

Norveçli yazar Knut Hamsun İstanbul’a gelmeden evvel oryantalist fikirlere sahipti. İstanbul’a geldikten sonra ise bu fikirlerinde değişmeler olsa da yine oryantalist tesirde kaldığı mevzuular olmuştur.

Seyahatname türünde bir eser kaleme alan Knut Hamsun; İstanbul’un tabii güzelliklerine, Müslim – Gayr-i Müslim ahalinin hallerine, devrin hükümdarı Sultan II. Abdülhamid’e ve Osmanlı Devleti’nin hariçten görüntüsüne işaret etmiştir. Gelecek hakkında da tahminler yapan Knut Hamsun’un öngöremediği şey ise Sultan II. Abdülhamid’in darbe ile devrilebileceği olmuştur.

KAYNAKÇA

Alkan Necmettin, Karikatürle Oryantalizm Avrupa’nın Türk ve Türkiye Algısı, İstanbul, 2016

Danişmend, İsmail Hami, Garp Menba’larına Göre Eski Türk Seciyye ve Ahlâkı, İstanbul, 1982

Djevad, Ahmed, Yabancılara Göre Eski Türkler, (tercüme: Mehmet Genç), İstanbul, 2013

Fazlıoğlu, İhsan, Kayıp Halka, İslâm-Türk-Felsefe-Bilim Tarihinin Anlam Küresi, İstanbul, 2015

Hentsch, Thierry, Hayali Doğu, (tercüme: Aysel Bora), İstanbul, 2008

Hamsun, Knut – Andersen, Hans Christian, İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, (tercüme: Banu Gürsaler-Syvertsen), İstanbul, 2013

Kanar, Yüksel, Batı’nın Doğusu, İstanbul, 2006

Meriç, Cemil, Kültürden İrfana, İstanbul, 1986

Said, Edward, Oryantalizm, (tercüme: Nezih Uzel), İstanbul, 1998

Parla, Jale, Efendilik, Şarkiyatçılık, Kölelik, İstanbul, 2012

Pascal, Blaise, Düşünceler, (tercüme: Metin Karabaşoğlu), İstanbul, tarihsiz.

Turhan, Mümtaz, Garplılaşmanın Neresindeyiz, Ankara, 2015

Parker, Geoffrey, Askeri Devrim, (tercüme: Tuncay Zorlu), İstanbul, 2006

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi, Cild 5, Ankara, tarihsiz.

DİPNOTLAR


[1] Bu makale, Marmara Üniversitesi, Tarih Bölümü’nde 2016 senesinde Dr. Öğretim Üyesi Güler YARCI Hoca Hanım’a “Yakınçağ Tarihi Kaynakları” adlı son sınıf dersi için Lisans final vazifesi olarak takdim kılınmıştır.
[2] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, İstanbul, 2013. Knut Hamsun’un eserinin Türkiye ile alâkalı kısmı, bu kitabın ilk bölümünü oluşturmaktadır.
[3] Yazarın daha geniş biyografisi için bir evvelki dipnotta verdiğimiz eserin 9. sahifesi ve devamına bakabilirsiniz.
[4] Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İstanbul, 1986, sh. 71
[5] Edward Said, Oryantalizm, İstanbul, 1998, sh. 9
[6] Thierry Hentsch, Hayali Doğu, İstanbul, 2008, sh. 13 vd.
[7] Aslında Avrupa’nın bir de “Avrupa fikri” vardır ki; bu da hayalîdir. Avrupa-merkeziyetçilik bu hayalî fikirden doğmuştur, diyebiliriz.
[8] Yüksel Kanar, Batı’nın Doğusu, İstanbul, 2006, sh. 21
[9] Jale Parla, Efendilik, Şarkiyatçılık, Kölelik, İstanbul, 2012, sh. 13 vd.
[10] İç (Oto-Öz)-Oryantalizm de denilen self-Oryantalizm için biz “Serf-Oryantalizm” de diyoruz. Serf-Oryantalistler; Oryantalistlerin tabiî, fikrî köleleri ve tatbikatçılarıdır.
[11] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 16. Aynı yerde kendisini Goethe ile de kıyaslayan Knut Hamsun; “Goethe bir zamanlar Weimar’dan İtalya’ya gitmişti, Türkiye’yi ziyaret etti mi acep? Hâsılı iftihar edilecek bir şey bu benim yaptığım.” demektedir.
[12] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 20
[13] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 21. Yazar aynı yerde “Avrupa’nın henüz bilmediği, İmparatorluğun Müslüman tebaalarının da –Kürtler, Arnavutlar vs.- istiklal talepleri içinde olduklarıdır” demektedir.
[14] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 22’de gayr-i Müslimlerin durumlarına da değinen Knut Hamsun; “Türk devletinde en kuvvetli kimseler Hıristiyan Ermeniler ve Rumlardır.”, “Ermeniler, şarkın tacir Yahudileridir. Balkanlar’dan Çin’e kadar büyük şehirlere nüfuz etmişlerdir”, “Türkiye’nin öz evlatları işlerini bir bir bunlara kaptırmakta. Ticaret, tefecilik, sermayeyi ellerine geçirmişler. Ve Sömürüyorlar” demek suretiyle mübalağalı olsa da mühim bir tespit yapmış bulunmaktadır.
[15] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 23
[16] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 29
[17] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 30
[18] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 38
[19] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 52
[20] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 56
[21] Bu mesele hakkında bkz: Necmettin Alkan, Karikatürle Oryantalizm Avrupa’nın Türk ve Türkiye Algısı, İstanbul, 2016
[22] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 56-57
[23] Aynı yerde adı geçen 4 ismin yazdıklarından da bahseden Hamsun “Dile getirdikleri fikirler neler? Sultan Abdülhamid “çok nadir tesadüf edilebilecek entelektüel meziyetleri olan”, “…bilerek ve isteyerek zalimce davranmak kabiliyeti olmayan” bir adamdı. “Hiçbir Avrupalı hükümdar misafirlerini daha hürmetkâr, daha kibar bir şekilde karşılayamazdı.”, “Ermeni katliamı” bizzat Ermeniler tarafından ve bu “kan banyosu”nu ileride tahrik maksadıyla yaptırılmıştı” demektedir ki mühim ve değerli bilgilerdir.
[24] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 62
[25] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 64
[26] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 66
[27] Osmanlı Devleti coğrafyasına seyahat etmiş olan veya resmi vazife ile gelmiş olan kimselerin intibalarından bir bölüm için şu eserlere bakılabilir. I) İsmail Hami Danişmend, Garp Menbalarına Göre Eski Türk Seciyye ve Ahlâkı, İstanbul, 1982. Bu eserin bölüm başlıklarından bir kısmı şöyledir; “Zabıta Vukuatı Olmayan Memleket sh. 13”, “Eşsiz Doğruluk ve Namus sh. 25”, “Edeb, Hayâ ve Tevazu sh. 38.”, “Dünya’nın En Kibar, En Nazik ve En Terbiyeli Milleti sh. 42.”, “Eski Türklerin Bilmedikleri Fenalıklar sh. 55” vs. II) Ahmed Djevad, Yabancılara Göre Eski Türkler, İstanbul, 2013. Bu kitabın bölüm başlıklarından bir kısmı da; “Türklerin Müsamahakârlığı sh. 4”, “Türklerin Reaya Âdetlerine Saygısı sh. 8”, “Umumi Emniyet sh. 21”, “Halkın Temizliği sh. 55”, “Türklerdeki Tabiat Sevgisi sh. 125”, “Liyakate Dayanan Terfi sh. 143” ve sairedir.
[28] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 68
[29] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 70
[30] Blaise Pascal, Düşünceler, İstanbul, tarihsiz, sh. 20
[31] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 71
[32] Bkz: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, Cild 5, Ankara, tarihsiz, sh. 250 vd.
[33] Bkz: Geoffrey Parker, Askeri Devrim, İstanbul, 2006, sh. 315 vd.
[34] Bkz: İhsan Fazlıoğlu, Kayıp Halka, İslâm-Türk-Felsefe-Bilim Tarihinin Anlam Küresi, İstanbul, 2015.
[35] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 71
[36] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 73
[37] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 75
[38] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 76
[39] Yazar; eserinin muhtelif yerlerinde ilahilere, dualara şarkılar demekte, tekkedeki zikir halkalarına ise dans diyerek bizi te’yid etmektedir.
[40] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 79
[41] Aynı yerden
[42] İstanbul’da İki İskandinav Seyyah, sh. 80
[43] Aynı yerden
[44] Mümtaz Turhan, Garplılaşmanın Neresindeyiz, Ankara, 2015, sh. 10

...
İktibaslarınızda bu sayfayı şu şekilde kaynak gösteriniz:
Kaynak: www.Beytullahimzaoglu.com
...
...
İktibaslarınızda bu sayfayı şu şekilde kaynak gösteriniz:
Kaynak: www.Beytullahimzaoglu.com
...
Twitter - YouTube - Instagram


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  2016/11: Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve Meclis Mazbatasının Mukayese ve Tahlili Beytullahimzaoglu 0 254 04-05-2020, 18:19
Son Yorum: Beytullahimzaoglu

Hızlı Menü: