2017/2: Sultan Abdülmecid (1839-1861) ve Arşiv Vesikalarına Göre Cülus-ı Hümayunu
#1

SULTAN ABDÜLMECİD (1839-1861) ve
OSMANLI ARŞİV VESİKALARINA GÖRE CÜLUS-I HÜMAYUNU

(Beytullah İmzaoğlu – iletisim@beytullahimzaoglu.com[1])

GİRİŞ

Osmanlı Devleti, 6 asırdan ziyade aynı hanedan tarafından idare edilmiştir.[2] Osmanoğulları’nın[3] tahta geçişleriyse asırlara göre farklılık göstermiştir. İlk 13 padişahta babadan oğula geçen bir veraset usulü hâkimken Sultan I. Mustafa’yla (1617-1618/1622-1623) birlikte kardeşlerin de tahta geçmesiyle bu usul değişmiştir. Osmanlı Devleti ve hanedanın son asrında yeniden babadan oğula doğru bir taht geçişi, Sultan II. Mahmud’un (1808-1839) oğlu Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) Osmanlı tahtına câlis olmasıyla vukuu bulmuştur.[4]

Babadan oğula son defa tahtı devralan Sultan Abdülmecid’in cülusu hakkında kısa bir araştırma yaptık. Araştırmamızın esas kaynağı Başbakanlık Osmanlı Arşivi olup sair kitaplara da başvurmuş bulunuyoruz fakat ne yazıktır ki bir çalışma istisna edilirse[5]  Sultan Abdülmecid hakkında müstakil bir kitap olmamakla birlikte onun hayatını mündericatına alan eserler de hep birbirini tekrarlamaktan öteye gidememiştir. Sultan Abdülmecid’in şehzadelik yıllarıysa çok kısa birkaç satırla geçiştirilmektedir. Sultan Abdülmecid ve devri, umumi Osmanlı tarihlerinde bir bölüm, ansiklopedilerde ise bir madde olarak kalmıştır.

Bu araştırmamızda, Sultan Abdülmecid’in hayatını kısaca hülasa ettikten sonra Cülus-ı Hümayunu’nun dahilde ve hariçte nasıl karşılandığını arşiv vesikalarıyla elimizden geldiğince aydınlatmaya çalışacağız, bu vesileyle cülus merasimlerinden de bahsedeceğiz. Hemen tebarüz ettirelim ki arşiv vesikalarının neredeyse tamamı miladi 1839 senesinde aid olduğu için bu husus makale dahilinde tekrar tebarüz ettirilmeyecektir.

I) SULTAN ABDÜLMECİD’İN HAYATINA KISA BİR BAKIŞ

Sultan Abdülmecid, 26[6] Nisan 1823 tarihinde doğmuş, 1[7] Temmuz 1839’da tahta çıkmış, 26[8] Haziran 1861’de de vefat etmiştir. Babası Sultan II. Mahmud, annesi Bezmialem Valide Sultan’dır. Çocuklarından Murad, Abdülhamid, Mehmed Reşad ve Mehmed Vahideddin, kendisinden sonra tahta çıkan kardeşi Sultan Abdülaziz’den (1861-1876) bilahare sırasıyla padişah olmuşlardır.

Sultan Abdülmecid, babasının vefatı üzerine tahta oturmuştur. Babası Sultan II. Mahmud, saltanatı zamanında Osmanlı Devleti için yeniden bir kuruluş, ihtisaslaşma ve müesseseleşmeyi gerçekleştirmeye çalışmıştı. Buna aksülamel gösteren Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın[9] isyanı ile merkez ve çevre arasında savaşlar yaşanmış, bunların ikincisi olan Nizip Savaşı’nda Osmanlı merkez orduları bir valisinin karşısında mağlup olmuş ve dağılmıştı.[10] Sultan Abdülmecid’in tahta geçmesinden sonra Sadaret mührünü devralan Hüsrev Paşa’dan korkan Ahmed Fevzi Paşa da donanmayı Mısır’a kaçırmıştı[11] yani Sultan Abdülmecid kucağında büyük bir mağlubiyetle birlikte hem kara hem de deniz kuvvetlerinden mahrum bir iktidarı bulmuştu. Bütün bunlarla birlikte Sultan Abdülmecid’in saltanat yıllarında, devlet, bu badirelerden kurtulmuş ve hem Mısır Meselesi’ni halletmiş hem donanmayı geri almış hem de kara ordularını yeniden tanzim edip 1853-56 yıllarında müttefiklerinin de desteği ile Rusya’yı mağlup edecek seviyeye getirmeyi başarmıştır.

Sultan Abdülmecid’in cülusu nasıl büyük bir sevinçle karşılanmışsa saltanatının ve hayatının son yıllarında kendisine karşı bir muhalefet gelişmiş ve darbe teşebbüsü olmuştur. Kuleli Vakası olarak bilinen bu teşebbüs bertaraf edilmiştir.[12]

Sultan II. Mahmud, hanedandan kalan tek erkek çocuk olarak 1808 yılında Osmanlı tahtına çıkmıştı. Sultan Abdülmecid de babasından sonra hayatta kalan iki şehzadeden birisi olarak tahta çıkmıştır. Gerçekten de Sultan II. Mahmud’un pek çok erkek çocuğu olmasına rağmen bunların kaahir ekseriyeti vefat etmiş sadece 1823 senesinde doğan Abdülmecid ve ondan 7 yıl sonra dünyaya gelen Abdülaziz hayatta kalabilmişlerdir.

Abdülmecid doğup da hayatta kalan ilk erkek olduğu için şehzadeyken kendisine ayrıca itina edilerek iyi bir tahsil verilmiştir. Klasik dini ilimlerin yanında, musiki, hat ve yabancı dil dersleri de almıştır.[13] Abdülmecid’in yabancı dil bilmesi ve yabancı basını takip etmesi bazı yazarlarca garip karşılanmış hatta bir doktora tezinde[14] Abdülmecid’in Fransız basınını takip etmesi “devrim”[15] olarak vasıflandırılmıştır ki bunda şaşılacak cihetin ne olduğu bir tarafa bu tarz bir aksülamelin verilmesi herhalde şartlanmış bir zihin halinden ve derin bir kompleksten başka bir şey ifade etmese gerektir.

Sultan Abdülmecid’in iktidar yılları Osmanlı Devleti için pek çok teknik terakkinin ülke sathında ilk defa yayılmaya başladığı yıllardır. Bunlar ilk demiryolu ağları ve ilk telgraf hatlarıdır.[16]

Sultan Abdülmecid devrinde 1774’den itibaren yaşanılan buhranlara bir çözüm olmak üzere Gülhane Hatt-ı Hümayunu[17] ve Islahat Fermanı[18] da ilan edilmiştir. Bu iki hamleyle Müslim olsun gayr-i Müslim olsun bütün Osmanlı vatandaşlarının kaynaşması ve bir “Osmanlılık şuuru” oluşturulması gayreti varken hedeflenenin tersine ayrılık ve ayrılıkçı akımlar artmış ve 1845’te Lübnan ve Suriye’de, 1857-8’de Cidde’de sonra Karadağ ve Eflak ve Buğdan’da hadiseler yaşanmıştır. 1860-61’de de Lübnan ve Suriye’de yeniden patlak veren isyan Lübnan’ın imtiyazlı bir sancak haline getirilmesiyle ancak nihayete erdirilmiştir. Bu devirde Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun öngördüğü üzere Ceza Kanunnamesi, Ticaret Kanunnamesi, Arazi Kanunnamesi, Askerlik Nizamnamesi başta olmak üzere pek çok kodifikasyon faaliyetinde de bulunulmuştur. Nizamiye ve Karma Ticaret mahkemeleri de Sultan Abdülmecid zamanında ihdas edilmiştir.[19] Bütün bunlar Sultan II. Mahmud ile başlayan yeniden kuruluş, ihtisaslaşma ve müesseseleşme daha umumi bir tabirle yeniden yapılanma için icra edilen faaliyetlerden bir kısmıdır.

Yine Sultan Abdülmecid devrinde pek çok mektep de açılmıştır. Mektep işlerini görmesi için 1847’de Mekatib-i Umumiye Nezareti kurulmuştur. 1849’da rüşdiyelerle darülfünun tabir olunan üniversite arasında tahsil-terbiye verecek darülmaarif (lise) kurulmuştur. Darülfünun açılışına teşebbüs edildiyse de buna muvaffak olunamamıştır. 1847’de Darülmuallimin adıyla bir muallim mektebi açılmış, 1847’de Ziraat Mektebi, 1859’da Orman Mektebi, 1860’da Telgraf Mektebi açılmıştır. Mekteb-i Tıbbiye’ye bağlı olarak 1842’de Ebe Mektebi gibi daha nice müessesenin yanında, 1850-51’de arasında pek çok yerli ve ecnebi ilim ehlinin azası bulunduğu bir ilim akademisi olarak Encümen-i Daniş de bu devirde tesis edilmiştir.[20]

Sultan Abdülmecid, tıpkı babası gibi aleni memleket seyahatlerinde bulunmuştur. Aleni diyoruz çünkü daha evvelki sultanlar tebdil-i kıyafet gezerlerdi. Padişahların bu memleket seyahatlerini yapmalarındaki gayeleri hem yaptıklarını görmek hem de halkın şikayetlerini dinleyip, ihtiyaçlarını gidermekti.[21]

XIX. asır, meclisler asrı olarak da yad edilir. Sultan Abdülmecid’in devrinde de pek çok meclis kurulmuştur. Bunlardan bir tanesi olan Meclis-i Tanzimat’ın kurulması için Sultan Abdülmecid’nin kaleme aldığı 1854 senesine aid Hatt-ı Hümayun şu cümlelerle başlamaktadır: “Memâlik-i Devlet-i ‘Aliyyemizin ma’mûriyeti ve kâffe-i tebaamızın refâh ve saâdeti kazâyâsının nuhbe-i âmâlimiz olduğu muhtâc-ı beyân değildir.”[22] Sultan Abdülmecid’in zihniyet dünyasını da ifade eden bu ifadeler neticesi 1854’te Meclis-i Tanzimat ihdas edilmiştir. Bunun yanında Meclis-i Tophane-i Âmire, 1845’te Meclis-i Maarif-i Umumiye, 1846 yılında Meclis-i Maliye, 1855’te Meclis-i Ali-i Umumi, Meclis-i Ziraat, Meclis-i Maadin ve Meclis-i Zaptiye başta olmak üzere her birisi kendi sahasında birer istişare müessesi olarak nice meclis daha kurulmuştur.[23]

Sultan Abdülmecid devrinde Çerkez ve Dağıstanlılar Osmanlı ülkesine muhaceret etmişlerdir.[24] Yine 1848 İhtilâlleri neticesi Leh ve Macar ihtilâlciler Osmanlı ülkesine hicret etmişler ve Sultan Abdülmecid, Avusturya ve Rusya’nın savaş tehditlerine rağmen mültecileri geri vermemiştir.[25] Aynı yıllarda kıtlık geçiren İrlanda’ya da yardım yapılmıştır.

Osmanlı yakınçağında Avrupa’ya talebeler gönderilmeye başlanmıştı. Sultan II. Mahmud devrinden itibaren başlayan bu tatbikat, Sultan Abdülmecid devrinde de devam etmiştir.[26]

Sultan Abdülmecid devrinde köle ticareti de yasaklanmıştır. Bununla yanında 1855’ten itibaren gayr-i Müslimleri askere alma teşebbüsünde de bulunulmuştur.[27] Fakat bunda muvaffak olunamayarak bedel-i askeriye vergisi ihdas edilip bu vazifeden gayr-i Müslimler muaf tutulmuşlardır.[28] Yine bu devirde Cizye vergisi de İkinci Halife Hz. Ömer devrindeki bir içtihada istinaden kaldırılmıştır.[29]

Osmanlı yakınçağının en mühim meselelerinden bir tanesi de Kırım’ın kaybedilmesiydi. Sultan I. Abdülhamid[30] (1774-1789) ve Sultan III. Selim (1789-1807) devirlerinde Kırım’ın yeniden alınması için pek çok hamlelerde bulunulmuştu fakat buna muvaffak olunamamıştı. Daha sonraysa Sultan IV. Mustafa (1807-1808) ve Sultan II. Mahmud devirleri dahili kargaşalarla geçtiğinden Kırım Meselesi gündemden kalkmak mecburiyetinde kalmıştı. Sultan Abdülmecid devrinde yeniden gündeme gelen Kırım için daha evvel de geçtiği üzere Rusya ile 1853-1856 savaşları yapılmıştır.[31] Bu savaş sırasında Osmanlı donanmasının bir bölümü Sinop’tayken ani bir baskınla Ruslar tarafından imha edilmiştir. Buna nispet Kırım Savaşı müttefiklerin de desteğiyle kazanılmıştır. Savaş masrafları için 1854’te harici borçlanmaya gidilmiş Sultan Abdülmecid’in saltanatının nihayetine kadar 4 defa aynı usul cereyan etmiştir.[32]

Sultan Abdülmecid, bir takım devlet geleneklerini de değiştirmiştir. Balolara iştirak etmesi, yabancı elçilerle doğrudan görüşmesi ve onlara iade-i ziyarette bulunması bu kabildendir. Bununla birlikte o Osmanlı-Türk-İslam geleneklerine de sıkı sıkıya bağlıdır. Devrinde pek çok mimari eser de yapılmıştır. Dolmabahçe Sarayı, Mecidiye Camii, Hırka-yı Şerif Camii, Teşvikiye Camii[33], Küçüksu ve Beykoz kasırları, Valide Sultan’ın yaptırdığı Gureba Hastahanesi ilk akla gelenlerdir. Mukaddes beldeler Mekke ve Medine, en çok tamir ve tadilatı Sultan Abdülmecid devrinde geçirmiştir. Altınoluk’un yenileten, Hücre-i Aliye ve Beyt-i Cibril’in genişleten Sultan Abdülmecid, Babürrahme’ye de üç şerefeli bir cami yaptırmıştır.[34]

Sultan Abdülmecid, devrinde pek çok sadrazam değişikliği de yapmıştır. Sadaret değişikliklerinde Babıali ile Saray arasındaki iktidar rekabetinin payı olmakla birlikte yabancı elçiliklerin de baskıları müessir olmuştur.[35]

Sultan Abdülmecid, genç yaşta tahta çıkmış ve kucağında büyük meseleler bulmuştur, O, Mısır Meselesi başta olmak üzere devlet adamlarının arasındaki çekişmeler arasında iktidar sürmüş ve yine genç denilecek bir yaşta vefat etmiştir. Babasının başlattığı ve Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) zamanında meyvesini vermiş olan yeniden kuruluşu, ihtisaslaşmayı ve müesseseleşmeyi devam ettirmiştir. Belki de bütün bu yoğunluk onu yormuş buna şahsi hayatındaki zaaflar da eklenince genç yaşta hayata gözlerini yummuştur.

2) SULTAN ABDÜLMECİD’İN CÜLUS-I HÜMAYUNU

Sultan Abdülmecid’in cülusuna geçmezden evvel cülus nedir ve Osmanlı Devleti’nde cülus merasimi nasıl icra edilirdi gibi meselelerden kısaca bahsetmek istiyoruz ardından cülus sebebiyle ilan edilen Hatt-ı Hümayun’dan ve cülusun dahilde ve hariçte nasıl aksülamel bulduğuna dair arşiv vesikaları ışığında yaptığımız araştırmaları sizlerle paylaşmak niyetindeyiz. Hemen ifade edelim ki, ilmi eserlerin en mühim ciheti hurda malumat vermek değil, tasnif edilmiş, tenkid ve tahlil süzgecinden geçmiş bilgiler vermektir. Bu ne kadar başarılabilir bilmiyoruz yine de kendimizce tasnif ettiğimiz, tenkid ve tahlil süzgecinden geçirdiğimiz bilgileri sizinle baş başa bırakacağız fakat hemen tebeyyün ettirelim ki tasniflerin kesin çizgilerle ayrıldığını iddia etmiyoruz. Bu sebeple pek çok vesika başka tasniflere de girebilir bunun yanında çalışmamızın şimdiki haliyle mükemmel olduğunu da iddia etmiyoruz yine de zihinlerde umumi bir manzara canlandıracağını ve daha şümullü çalışmalar için bir girizgâh olabileceğini ümid ediyoruz, vesikalar hakkında umumi bir değerlendirmeyi ise netice kısmında yapacağımızı şimdiden hatırlatmak istiyoruz.

2.1) CÜLUS: KELİME VE ISTILAH MANALARI

(جلوس) Cülus, kelime manası itibariyle lügatte oturmak olarak geçer, ıstılah olarak ise umumi manasıyla hükümdarların, hususi manasıyla da Osmanlı şehzadelerinin tahta geçmesi için kullanılır.[36] Cülusun yanında cülûs bahşişi, cülûs çıkması, cülûs terakkisi, cülûsiye gibi tabirler de vardır.[37]

2.2) CÜLUS NASIL OLURDU?

Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinde sancak usulü vardı ve şehzadeler babalarının vefatının anlaşılmasından sonra merkeze davet edilirlerdi ve tahta geçerlerdi. Sonradan ise “Şimşirlik” usulü cari olmuş ve bu usulün kabulünden sonra ölen padişahın haberini bir kısım devlet memurları kafesteki veliahda haber vererek tahta davet eder olmuşlardır. Her iki tahta geçiş usulünün icrasından sonra cülus merasimi başlamaktadır.

Cülus münasebetiyle bütün devlet ricali yeni padişaha biat ettikten sonra eski padişahların, hususen de (Fâtih) Sultan II. Mehmed’in (1444-1446/1451-1481) kabri ziyaret edilirdi. Ardından “Taklid-i seyf” denilen “Kılıç Kuşanma” merasimi Eyüp Sultan’da icra edilir ve Hz. Halid’in türbesi ziyaret edilirdi. Yeni padişahın cülusu İstanbul’da tellallar ve top atışlarıyla ilân edilir, ayrıca devletin her tarafına gönderilen fermanlarla da bütün tebaaya duyurulurdu. Böylece şenlikler yapılır, hutbenin yeni padişah adına okunması, sikkenin de onun adına kestirilmesi emredilirdi.[38] Saray halkı da yeni padişaha biat ederlerdi yine bütün kazalardaki sicillere yeni padişahın cülusu geçirilir ve buna dair bir ilam merkeze gönderilirdi. Eski padişahın cenazesi kılınmadan yeni padişaha biat edilirdi. Böylece iktidar boşluk kabul etmez düsturu olduğu gibi tatbik edilmeye çalışılırdı.

Bütün bunların yanında cülusun elçiler vasıtasıyla dost ve komşu devlet hükümdarlarına bildirilmesi de âdetti; buna “Cülûs tebliği” denirdi. Bu arada yabancı devletlerden cülus tebriki için elçiler gelir, bunlar için de kabul törenleri tanzim edilirdi. Yeni padişahın cülusu ayrıca Osmanlı Devleti’ne tâbi Kırım hanına (Sultan Abdülmecid’in cülusu sırasında Kırım artık Osmanlı ülkesi olmadığı gibi böyle bir yapı da mevcud değildir, bu gelenek 1774’e kadar vakidir), Eflâk ve Boğdan voyvodalarına ve Erdel kralına da bildirilirdi.[39]

Ana hatlarıyla böyle gerçekleşen cülus merasimi ve ardından icra edilen diplomatik teamüller Sultan Abdülmecid için de pek farklı olmamıştır. Şimdi arşiv vesikaları ışığında Sultan Abdülmecid’in Osmanlı Devleti tahtına geçmesine ve akabinde dahildeki ve hariçteki yansımalarına dair numuneleriyle birlikte yaptığımız araştırmaları paylaşabiliriz. 

2.3) CÜLUSUN DAHİLİ AKSÜLAMELLERİNDEN MİSALLER

Sultan Abdülmecid’in tahta çıkmasını müteakip bizzat padişah tarafından ilan edilen hatt-ı Hümayunu, ardından cülusu haber veren emirleri ve devlet tarafından yapılan birkaç temel vazifeyi, Müslim-gayr-i Müslim ahalinin ve devlet memurlarının tebriklerini ve hallerini anlatacağız. İlk olarak Cülus hattından başlayacağız.

2.3.1) Cülus Hatt-ı Hümayunu

Osmanlı padişahlarından tahta çıktıktan sonra bir Hatt-ı Hümayun sadır olması adetti. Sultan Abdülmecid de bu geleneğe riayet ederek adeta sonradan ilan edeceği Gülhane Hatt-ı Hümayunu (Tanzimat Fermanı) başta olmak üzere pek çok hattında hep tebarüz ettireceği hususlara değinerek bu geleneği ifa etmiştir. Takvim-i Vekayi’de neşredilen ve sonradan Düstur’un[40] ilk cildinde de kendine yer bulan Hatt-ı Hümayun “vezir-i meal-i semirim Mehmed Emin Paşa” diye başlar ve Sultan Abdülmecid, Allah’ın ezeldeki takdiriyle, “ecdad-ı izamımız taht-ı saadet-bahtına” cümleleriyle tahta çıktığını ifade eder ve dirayet ve sadakati sebebiyle Mehmed Emin (Rauf) Paşa’yı sadarette tutacağını beyan eder fakat bu husus Hüsrev Paşa’nın Sadaret mührünü ertesi gün alması ile gerçekleşememiştir.[41] Sultan Abdülmecid, bundan sonra hedeflerinin istisnasız bütün Osmanlı tebaasının refahı ve rahatını temin olacağını ve bütün herkesin “temin-i can ve ırz ve malları zımnında tesis olunmuş olunan” cümlesiyle babası zamanındaki kanunları güçlendireceğini ve kabul ettiğini “cümleye ilan ederim” ifadesiyle beyan eder. Saltanatının temeli ve esası olduğunu ifade ettiği “şeriat-ı şerife”nin herkese yol ve delil olduğunu ve herkesin buna tam manasıyla riayet etmesinin ise kati talebi olduğunu tebarüz ettiren Sultan Abdülmecid, buna büyük, küçük bütün memurların istikamet üzere riayetini ister ve bu emre uyanları mükafatlandıracağını, uymayanların ise cezalandıracağını ifade eder. Sultan Abdülmecid ardından devletin mülki ve mali işlerinin düzelmesi için herkesin kanunlara riayetinin icap ettiğini ve kendisinin de bu hususta her şeyi yapacağını beyan eder, bununla birlikte bir zamandır mal cihetinden sıkıntıların olduğunu bunları da gidereceğini ekleyerek Kara ve Deniz askerlerinin de nizamını, intizamını ve refahlarına dikkat edilmesini sadaretten ister. Sultan Abdülmecid yabancı devletlerle olan münasebetlerin de güçlendirilmesini ve devam ettirilmesini, mevcud andlaşmalara da tamamıyla uyulmasını emreder. Yeni padişah, en son “şurasını dahi ilan ve ilave ederim ki” diyerek “tebaamızın asayiş ve refahı hakkında olan arzu-yı şahanem istisna kabul etmeyeceğinden” cümlesiyle muhtelif dinler ve kavimlerden olanların da “adalet, himmet ve temin-i hüsn-i halleri emrinde dikkat-i mütesaviye” ile buna mahzar olduklarını ifade ederek idaresindeki herkes için “saadet halini mucip olacak terkib-i sahihadır” diyerek düşüncelerini anlatır. Yeni padişah ayrıca cülus hattının sonunda “Devlet-i Aliyemizin istiklali” ifadesini kullanarak o günkü zor şartları da tebeyyün ettirmiş olur.[42] Sultan Abdülmecid’in hedeflerini ve düşünce dünyasını göstermesi cihetlerinden de mühim bir delil olan bu hattın incelenmesinden sonra artık diğer yapılanlara ve aksülamellere geçebiliriz.

2.3.2) Cülusun İlanı

Bahsi geçtiği üzere padişahların cülusunu müteakip bu hal ülkenin her tarafına bildirilirdi. Buna dair bir “emr-i âli” hazırlanırdı ki bu birazdan inceleyeceğimiz üzere pek çok vesikada da geçmektedir. Cülus ilanı hakkında Sadaretten Mabeyne yazılan bir tezkirede “Cülus-ı hümayunu-ı meyamin-makrun-ı hazret-i şahanenin şeref vukuundan dolayı bu defa tecdid olunmuş olan iki kıta emr-i âli” ve “tebdil olunan diğer bir kıta emr-i âli-i balaları sabıkları vechle” padişahın tuğrası ile “tezyin ve tevşih buyrulmak üzre atikleriyle beraber” gönderilmiş olduğu ifade edilir ve bu emirlerin tekrar sadarete iadesi de talep edilir. Cevabında ise bunun yeni padişaha takdim ve arz edildiği ve “Hatt-ı Şerif’in tezyin ve tevşih buyrularak atikleriyle beraber iade-i savb-ı samileri kılınmış olmağla” denilmiştir.[43] Görüldüğü üzere -bazıları formalite dahi olsa- neredeyse her iş için padişahtan müsaade alınmaktadır. Bu haberlere gelen cevaplardan ve aksülamellerden bir kısmını ise birazdan başlıklar halinde inceleyeceğiz.

2.3.3) Takvim-i Vekayi

1831 yılından itibaren çıkmaya başlayan resmî gazetede pek çok şey neşredilirdi bunlar arasında cülus sebebiyle olanlar ise ilk defa Sultan Abdülmecid zamanında neşredilmiştir. Buna dair Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede Cülus-ı Hümayun sebebiyle “…tebeddülat ve tevcihat-ı vekayi ve hususat ve mevadd-ı hayriyet-i saireyi” Takvim- Vekayi’de neşretmek için müsvedde hazırlandığı ve padişah görüp müsaade ederse yapılacağı arz edilir. Cevaben “… müsvedde-yi mezkure mübarek hak-pay-i hümayun-ı hazret-i şehinşahiye takdim kılınarak” denilerek bunun padişah tarafından görüldüğü ve müsaade edildiği cevabı verilir.[44]

2.3.4) Tarih Yazma

Osmanlı Devleti’nde ebced hesabı ile tarih düşürme bir gelenek halini almıştı. Ebced, harflere sayı değeri vererek yapılan ve bütün harflerin sayı değerlerinin toplamının bir tarihe işaret etmesi demektedir. Sultan Abdülmecid’in cülus tarihi de pek tabii olarak bundan nasibini almıştır. Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede Cülus-ı Hümayun münasebetiyle tarihlerin hazırlandığı bunlardan dikkate değer olanların takdim kılındığı aralarından 48 adedinin beğenildiği “Faziletlü” Esad Efendi ve Ziver Bey’inkilerin ziyadece beğenildiği anlatılmakta bunlara ita ve ihsan olunacak miktarlar ayrı ayrı zikredilerek meblağın “Hazain-i Amire”den karşılanacağı tebarüz ettirilip son kararın padişaha bırakıldığı ifade edilir. Cevaben, padişahın bunları gördüğü ve arz üzere tasvip ettiği ve ita ve ihsanın verilmesine “emr ü irade-i inayet-ade-yi hazret-i cihandari şeref-riz sudur buyrulmuş olmağla…” cümleleriyle müsaade ettiği beyan edilir.[45] Kimileri için bu tarih düşürmenin sanat tarafıyla birlikte maddi tarafının da olduğu görülmektedir. Bununla birlikte uzun asırlar devam eden bir geleneğin sürdürülmesi de tarihi devamlılık cihetinden mühimdir.

2.3.5) Çelebi Efendi’nin Tebriki

Osmanlı Devleti için hem Hz. Mevlana’nın makamında olmaları hem de hanedana akraba olmaları sebebiyle Çelebilerin mühim bir yeri vardı, Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede Cülus-ı Hümayun münasebetiyle “Reşadetlü Çelebi Efendi hazretlerinin bu defa vürud eden bir kıta tahriratı”nın padişahın görmesi için gönderildiği, Çelebi Efendi’nin tebriklerini arz ettiği ve uhdesinde bulunan “Hatt-ı şerif’in ve senadatın tebdili ve tecdidi”ni istediği, “Dersaadet’e gelüb bizzat dahi ifa-yı resm-i biat” etmesi  iltifat ve taltif görmesi münasip ise de bir takım sebeplerle şimdilik gelmesinin doğru olmadığı ifade edilir ve muvafık görülürse kendisinden bazı hususlarda cevapname istenmesi talep edilir. Mabeynin cevabında ise bu hususların muvafık görüldüğü beyan edilir.[46]

2.3.6) Tunus ve Trablus

Garp Ocakları’ndan olan Tunus ve Trablus’ta da Sultan Abdülmecid’in tahta çıkması pek tabii olarak aksülamel bulmuştur, Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede Cülus-ı Hümayun münasebetiyle lazım olan tebrik ve biat ve ubudiyet merasimleri zımnında “Tunus feriği saadetlü Ahmed Paşa”nın Ferhad Ağa ile birlikte iki kıta tahrirat yolladığı bununla beraber “Trablus Valisi atufetlü (اشقر) Paşa hazretleri tarafından dahi” denilerek ondan da “bir kıta tahrirat ile ilam-ı şeriye vürud etmiş olduğundan” “müşarünileyhima  taraflarına iktizası vechle cevapnameler tistar” denilerek gereken padişahın müsaadesi olursa cevabın verilmesi için izin istenmektedir. Mabeynin cevabında “müşarünileyhima bendelerine münasibi vechle cevapname-yi samileri tistar buyrulması” denilerek bu isteğe müsaade edilmiştir.[47]

Sadaretten Mabeyne yazılan başka bir tezkirede ise “Şeref vuku bulan Cülus-ı meyamin-menus-ı hazret-i şahanenin ilanını ve ibka-yı memuriyeti mutazammın Tunus Feriki Saadetlü Ahmed Paşa bendelerine” cümlesiyle başlayıp “Kapıkethüdası tarafından mahsus mübaşir ile irsal ve tisyar olunan iki kıta emr-i alinin vusulüyle ol-babda ifa-yı fariza-yı teşekkür” diye devam ederek feriğin gönderdiği tahriratı havi üç kıta kaimenin takdim edildiği ifade edilir. Cevabında ise bunun padişaha arz edildiği ve görüldüğü tebarüz ettirilir.[48] Vesikalardan anlaşıldığı üzere valilerin tebrik ve biatleriyle birlikte Şer’iye sicillerine geçirilen cülusu havi ilamlarında merkeze gönderildiği ve valilerin bu münasebetle sadakatlerini tekrarladıkları görülür. Yine tebriklere cevaplar da yazıldığı vesikalardan anlaşılmaktadır.

2.3.7) Tırnova

Cülus tabii olarak kazalarda da aksülamelini buluyordu, Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede Cülus-ı Hümayun sebebiyle “icra-yı teşekkür” ve “ifa-yı merasim-i ubudiyet zımnında Tırnova Kazası’nda mütevettin ahali-yi İslam”ın Babıali’ye arz ettiği mahzar ve “Canib-i şeriden ita olunan ilam-ı mücerred” cümlesiyle de ilamın gönderildiği eğer padişah da muvafık görürse ahaliye güzel sözler söyleyerek geldikleri yere iade edilmelerine müsaade istenir. Cevabında ise “kelimat-ı taltifiye irad ile merkumların memleketleri canibine iadesine” denilerek buna müsaade edilmiştir.[49] Sultan Abdülmecid’in tahta çıkmasıyla İstanbul’a kadar tebrik için gelenlerin olduğunu anladığımız bu vesikanın ekindeki mahzarda 118 tane mühür bulunmaktadır.

2.3.8) Mısır

Fethinden itibaren merkez ve valiler ve kölemenler dengesinde giden Mısır’ın idaresi 1798’de Napolyon’un işgali ve ardından Mehmed Ali Paşa’nın burada hâkim olması ile bambaşka bir şekle bürünmüştü. Osmanlı son devrinde merkez haricinde, merkezden daha güçlü bir askeri yapı oluşabilmiş ve bu yapı iki defa merkezi mağlup edebilmişti. Bütün bu olanlar Osmanlı Devleti’ne güç kaybettirmişti. Sultan Abdülmecid, bu hale bir son vermek üzere o sıralarda ikinci defa merkez-çevre arasında gerçekleşen harbin neticesini henüz haber almadan bir adım atarak Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’yı affetmiştir, bunları anlatan bir vesikada Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’ya “Valid-i macid-i cennetmekan hazretlerinin” yani Sultan II. Mahmud’un vefatı ve yeni padişahın cülusu münasebetiyle affedildiği, kendisine Mısır’ın tevcih edildiği ve bir nişan ile taltif edildiğine dair ve bu emri tebliğ etmek üzere Dar-ı Şura-yı Babıali Katibi Akif Efendi'nin memur kılındığı ifade edilmektedir.[50] 

2.3.9) Çeşitli Yerler

Sultan Abdülmecid’in cülusundan birkaç ay sonra ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ndan bahseden bir vesikada “Vaz ve icra buyrulmuş olan Tanzimat-ı Hayriye usulünce” Gerede, Marmara, Tırnova, Karamürsel, Bandırma, Antalya, Adapazarı, Safranbolu, Bartın, Lefke, Nevrekop ve Bolu kazalarına tayin olunan muhassılların mahall-i memuriyetlerine vasıl oldukları ve cülus münasebetiyle Dersaadet’e gelenlerin olduğu bunların güzel sözlerle geldikleri mahalle geri gönderilmeleri anlatılır.[51] Tanzimat’ın adı geçen yerlerde tatbikatına başlandığını anladığımız vesika münasebetiyle cülus sebebiyle İstanbul’a gelenlerin devam ettiğini de öğreniyoruz.

2.3.10) Müslim ve Gayr-i Müslim Ahali ve Devlet Memurları

Sultan Abdülmecid’in tahta çıkışının devamında tebriklere pek tabii olarak gayr-i Müslim halkın da iştirak ettiklerini görüyoruz buna dair Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede “Bundan akdem şeref vuku bulan Cülus-ı hümayunu-ı meyamin-makrun-ı hazret-i şahanenin şeref vukuundan dolayı icra-yı levazım- teşekkür ve mahmidet” diye başlayan ve “İfa-yı merasim-i ubudiyet zımnında bazı mahaller ahali-i İslam ve reayaları taraflarından tertip ve tanzim” diye devam eden vesikada Rumeli’nden ahalinin tebrik için İstanbul’a geldiği münasip görülürse “Kelimat-ı taltife” ile memleketlerine iadeleri için müsaade istenmektedir. Bununla beraber İlam-ı Şeriye’nin de geldiği ve takdim kılındığı ifade edilir. Ardından “Rumeli Eyaleti Müşiri atufetlü … ve Bosna Valisi Vecihi Paşa hazeratıyla, Bahr-i Sefid Boğazı Muhafızı ve Biga ve Kilyos sancakları mutasarrıfı saadetlü Haydar Paşa ve … Mütesellimi Halil Kamili Paşa ve Rodos Muhafızı Yusuf Paşa ve … İsmail Ağa bendelerinin” diyerek memurların gönderdiği tahriratın arz edildiği ve müsaade edilirse münasip bir cevapname yazılacağı belirtilir. Cevabında ise bunun padişaha takdim edildiği ahalinin güzel sözlerle memleketlerine geri gitmelerinin temini ve memurlara cevapname hazırlanmasına müsaade edildiği söylenir.[52]

Yine Sadaretten Mabeyne yazılan başka bir tezkirede Cülus-ı Hümayun münasebetiyle ahalinin daha evvelde geçtiği şekliyle Babıali’ye mazharlar sundukları bunların “Kelimat-ı Taltife” ile memleketlerine iadeleri için müsaade istenmektedir. Sonra cülus ilanı için her tarafa gönderilen emr-i âli mucibince Şer’iye İlamı’nın da geldiği ve yine bu emre cevaben bir kısım memurlarından tahrirat gönderdiği anlatılır ki bunlar “Niş Eyaleti müşiri atufetlü Mesud Paşa ve Hersek Mutasarrıfı Ali Paşa hazeratıyla … Muhassılı Saadetlü Hasan Paşa ve Sakız Muhassılı Osman Paşa ve Üsküb Nazırı ve Mutasarrıfı Hıfzı Paşa ve … Paşa” olup bunlara münasip bir cevapname yazılması için padişahtan müsaade istenmektedir. Cevaben ahalinin memleketlerine güzel sözlerle iadelerine ve cevapnamelerin yazılmasına müsaade edildiği ifade edilmektedir.[53]

Yine Sadaretten Mabeyne yazılan başka bir tezkire ise “Bittevfiki teala vaz ve tesis olunmuş olan kavanin-i şeriyenin ilanını mutazammın” diye başlayarak bir kısım memurların bu sebeple teşekkürlerine dair “… ve Diyar-ı bekir ve Vidin müşirleri atufetlü Mustafa Paşa ve Sadullah Paşa ve Hüseyin Paşa, Selanik Muhassıl-ı Sabıkı Hasib Paşa hazeratıyla İstanköy Ceziresi Voyvodası Mustafa Bey bendelerinden varid olan tahriratla maruzat-ı sairesi” ile Cülus sebebiyle lazım gelen “Teşekkür ve ubudiyeti zımnında bazı mahaller ahali-yi İslam ve reayaları” denilerek bunların Babıali’ye sundukları arz ve mahzarlar ifade edilerek ayrıca “ Rum… Hahambaşı’nın takrirleri” de ilave edilerek padişahın görmesi için gönderildiği ve muvafık görülürse “Kelimat-ı taltifiye” ile vilayetleri canibine iade edilmeleri ve memurlara da mucibince cevapnameler yazılması için müsaade istenmektedir. Cevaben “zikrolunan tahrirat ve maruzat ve evrak-ı saire” denilerek bunların padişaha arz ve takdim edildiği, tarafından görüldüğü ve isteklere muvafakat ettiği ifade edilir.[54]

2.3.11) Rum Patriği ve Gayr-i Müslim Ahali

Taht değişikliği sebebiyle tebrik edenlerden birisi de pek tabii olarak Rum Patriği’ydi. Bundan ve halkın devam eden tebrik ve biatlerinden bahseden ve Sadaretten Mabeyne yazılan bir tezkirede Cülus-ı Hümayun sebebiyle bağlılıklarını ve teşekkürlerini göstermek üzere bazı mahallerden reayanın (gayr-i Müslim Osmanlı tebaası) İstanbul’a geldiği bunların Babıali’ye mazharlar sundukları bazı yazılarında “Rumiü’l ibare” olduğu ve eğer padişah muvafık görürse “Kelimat-ı taltifiye” ile geldikleri yere iade edilmeleri istenmektedir. Ayrıca Rum Patriği’nin de aynı gaye ile tahrirat arz ettiği ve bunların da padişah tarafından görülmesinin istendiği ifade edilir. Cevaben bunların padişaha arz ve takdim edildiği ve padişah tarafından hem mazharların hem de tahriratın görüldüğü ve gelenlerin güzel sözlerle memleketlerine iade edilmelerine müsaade edildiği anlatılır.[55]

2.3.12) Tevcihat ve İhsan

Cülus sebebiyle bütün beratlar yenilenir ve tevcihatlar[56] ve ihsanlar da vuku bulurdu, bununla alakalı Sadaretten Mabeyne yazılan ve “Selanik … Dergah-ı Ali Kapucubaşları’ndan olup” diye başlayan tezkirede cülus sebebiyle tebrik için İstanbul’a gelip Selanik Muhassılı tayin olunan Yusuf Sadık Bey’e “saye-i ihsan-vaye-i hazret-i cihandaride İstabl-ı Amire müdürlüğü tevcih ve ihsan” kılınması için “Selanik  mutasarrıf-ı sabıkı atufetlü Hasib Paşa hazretlerinin iltiması” olduğu ve bu hususta pusulanın da gönderildiği ifade edilir. Bunun yanında “Maliye Nazırı Saadetlü Saib Efendi bendelerinin bir kıta tezkiresi ile Evkaf-ı Hümayun Hazinesi zimmeti refiki Atıf Bey kullarına” rütbe-i hamise nişanı tevcih edilmesi istenir. Bu zat için de iltimas (referans) eden Maliye Nazırı’nın pusulasının da gönderildiği ve böylece son kararın padişaha aid olduğu hükmüyle bu tezkire nihayete erer. Cevaben, padişaha pusula ve tezkirelerin takdim edildiği ve bu işlere irade çıktığı ifade edilir.[57] Cüluslar kimileri için bir yükselme vesilesiydi. Osmanlı Devleti’nde bu vesikadan da anlaşılacağı üzere referanslar son derece ehemmiyetli bir yer işgal ederdi.

2.3.13) Kudüs İmtiyazı

Kudüs veya Osmanlı vesikalarında geçtiği haliyle Kudüs-i Şerif, hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar için çok mühim bir mahaldi ve burada imtiyazları olanlar vardı buna mevzuu olan bir vesikada “Kudüs-i Şerif dahil ve haricinde vaki Rum Milleti’ne mahsus olan ziyaretgahlara bazı taraftan vaki olan müdahalenin menine dair Rum milleti beyninde olan bir kıta ferman-ı ali” denilerek alakalı imtiyazın cülus sebebiyle tecdidi ve tezyini için karar verildiği anlatılır.[58] Taht değişiklikleri sadece beratların değil daha evvel verilen fermanların da yenilenmesi için bir vesileydi. Vesikadaki Rum milletinden kasıt Ortodoks Mezhebi mensuplarıdır.

2.3.14) Aynaroz Adası

Cülustan nasibini manastırlar da alırdı. Buna dair “Aynaroz Ceziresinde kain bazı manastırların” diye başlayan bir vesikada, rahipler tarafından dahillerine müdahale edilmesinin menedildiği ve fermanın cülus sebebiyle tecdid edildiği anlatılır.[59]

2.3.15) Kandil Yakma

Kandil yakma eski bir Osmanlı geleneğiydi bunun zamanla bazı hadiseler hususunda terk edildiği bir vesikada mevzuu edilmektedir. Şöyle ki, Cülus-ı Hümayun sebebiyle, doğum geceleri terk edilen kandil yakma adetinin; talep eden istisna bazı evler için tekrar müsaade edildiği, bu evlerde kandil yakılabileceği ve kandillerle süslenebileceği anlatılır.[60]

2.4) CÜLUSUN HARİCİ AKSÜLAMELİNDEN MİSALLER

Buraya kadar cülus münasebetiyle dahilde olanların bir kısmından bahsettik şimdi ise hariçteki aksülamelin bir bölümünden bahsedeceğiz. İlk olarak Fransa ile başlayacağız sonrasında muhtelif birkaç devlet ve hükumet ile devam edip çalışmamıza nihayet vereceğiz.

2.4.1) Fransa

Osmanlı Devleti’nin çok eskiden beri münasebette olduğu devletlerden birisi olan Fransa’ya pek tabii olarak Sultan II. Mahmud’un vefatı ve Sultan Abdülmecid’in cülusu haberi gönderilmişti. Fransa Kralı da cevaben bir name göndermiştir. Takdiminde “Taraf-ı eşref-i şehinşahiye bin sekiz yüz otuz dokuz seney-i asriyesi şehr-i Ağustos’unun yirmi ikisi tarihiyle … Fransa Kralı tarafından irsal olunan namenin suret-i tercümesidir” denilmektedir. Fransa Kralı, bu namede Sultan II. Mahmud’un vefatı dolayısıyla üzüntülerini beyan edip, Sultan Abdülmecid’in cülusu vesilesiyle de yeni padişahı tebrik eder ve dostluklarının devam etmesini ister.[61]

2.4.2) Prusya ve Yunanistan

Osmanlı Devleti’nin Sultan III. Mustafa (1757-1774) devrinden beri yakın temasta olduğu ve Sultan II. Mahmud devrinde hususen Moltke vesilesiyle Osmanlı Devleti’yle daha da yakınlaşan Prusya’ya da pek tabii olarak cülus haberi gönderilmişti, bununla alakalı olarak Kâmil Paşa’dan gelen ve “Bittakdiri Teala Padişah-ı Devlet-i Al-i Osman, Sultan Mahmud Han Hazretleri” diye başlayan bir takrirde, vefatı beyan edip ardından “Şevketlü, karametlü, mehabetlü, kudretlü Sultan Abdülmecid Han Hazretleri” diye devam edip emr-i âli üzerine Prusya’ya haber verildiği bunun üzerine diğer sefirlerinde resm-i taziyette bulunduğu anlatılır ve bunlardan birisinin Yunan elçisi olduğu da ifade edilir. Sefirlerin ve Prusya Umur-ı Hariciye Nazırı’nın da sefarethaneye gelip taziyelerini ilettikleri ifade edilir.[62]

2.4.3) İran

Osmanlı Devleti ile İran’ın münasebeti klasik devirlere kadar gitmektedir. Taht değişikliklerinin hususi elçi ile haber verildiği yerlerden birisi olan İran’a gönderilecek nameler ise ayrı bir yere sahipti ve hazırlanmasına ayrı bir itina gösterilirdi, bu hususa dair Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede Cülus-ı Hümayun münasebetiyle İran Şahına yollanacak name-i Hümayunun bir suretinin yeni padişaha arz edildiği eğer padişah muvafık görürse bunun mühürlenip İran elçisine teslim edileceği beyan edilir. Cevabında ise padişahın bunu gördüğü ve tasvip ettiği “Name-i hümayunu mezkurenin üzeri taraf-ı zi-şeref-i asafanelerinde olan mühr-ü hümayun-ı feyz-makrun-ı cenab-ı mülükane ile temhir ve elçiy-i mumaileyhe teslimen mahalline irsal” buyrulmasına izin verildiği ifade edilir.[63] Böylece İran’ın cülustan haberdar edilmesinin önündeki bürokratik prosedür bitmiş olmaktadır. 

İran Şahı da tebrik ve cevabını Cafer Mirza vasıtasıyla göndermiştir. Şah evvela yeni padişaha[64] bir name ve sonra alakalı vesikada “İraniye tarafından Makam-ı Vala-yı Sadaret-uzma’ya Mirza Cafer vasıtasıyla takdim olunacak mektubun tercümesidir” ifadesiyle geçtiği üzere sadrazama da bir mektup göndermiştir.[65] Ayrıca Mirza Cafer de “Makam-ı Vala-yı Umur-ı Hariciye’ye” bir mektup göndermiştir ki burada gelişi ile alakalı hususlara değinilmektedir.[66] Yine alakalı vesikaların Farsça asılları da mevcuttur.[67]

Bütün bunların yanında aynı mevzuu da Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede ise Cülus-ı Hümayun sebebiyle yapılması gereken haber verme işinden sonra “Şehametlü İran Şahı canibleri tarafından” sefir vasıtasıyla name gönderildiği ayrıca Sadarete de mektup gönderildiği bunun yanında İran’da sefir olan “Saadetlü Sarim Efendi” tarafından da tahrirat geldiği bunun da yanında yine Hariciye Nazırı “Devletlü Reşid Paşa” cihetine de mektup gönderildiği ifade edilip bütün bunların padişaha takdim edildiği ifade edilir. Cevabında ise tercümelerin asıllarıyla beraber takdim kılındığı padişah tarafından görüldüğü ifade edilir.[68] Görüldüğü üzere İran Şahı cülus münasebetiyle sadece yeni padişaha değil sadrazama da bir mektup göndermiştir.

2.4.4) Cermanya Meclis Azaları

Cülusun haber verilmesi meselenin geçtiği ve Sadaretten Mabeyne yazılan başka bir tezkirede “Malum-ı samileri buyrulduğu veçhile Cülus-ı meyamin-menus-ı cihandarinin ihbarını mutazammın Cermanya müttefikini azasına” yazılan namenin suretinin arz edildiği ve muvafık görülürse mühürlenmesi için müsaade istenmektedir. Cevaben ise takdim edildiği ve “Mühr-i hümayun-ı hazret-i padişahi ile tezyin ve tevşih buyrularak” denilerek müsaade edildiği ifade edilmektedir.[69]

2.4.5) Toskana

Avusturya İmparatorluğu’na bağlı bir düklük olan Toskana da Sultan Abdülmecid’i cülusu sebebiyle tebrik edenlerdendi. Buna dair Sadaretten Mabeyne yazılan tezkirede cülus haberi gönderilen name-i Hümayuna cevabı Toskana Maslahatgüzarının getirdiği ve memuriyetinin yenilenmesini de içeren Toskana Grandükünün namesinin ve itimadnamesi suretlerinin ve Sadarete gelen mektupların da yeni padişahın görmesi için yollandığı ve irade buyurursa Maslahatgüzarın Babıali’ye çağrılması için müsaade istenmektedir. Cevabında suretlerin görüldüğü ve buna müsaade edildiği ifade edilir.[70] 

“Tarafı eşref-i cenab-ı mülükaneye Toskana Grandükesi cenabları tarafından irsal olunan namenin suret-i tercümesidir.” Takdimiyle Sultan Abdülmecid’e sunulan arzda Toskana Grandükü “Saltanat-ı seniyye ile Toskana Hükumeti beyinlerinde pek çok müddetten beri payidar olan revabıt-ı dost-ı münasebat” diyerek hem münasebetlerin eskiliğine hem de dostluğuna işaret etmektedir ve Sultan II. Mahmud’un vefatından duyulan üzüntü ifade edilip dostluğun devamı temennilerinde bulunmaktadır.[71]

Toskana canibinden Sadarete de bir mektup yazılmıştır ve “Makam-ı vala-yı Sadaret-uzmaya Toskana Grandükesi cenabları tarafından irsal olunan meltub-ı resmiyenin suret-i tercümesidir” takdimiyle Sultan Abdülmecid’e sunulmuştur. Burada da dostluğun eskiliğinden ve devamı için gösterilecek ihtimamdan bahsedilmekte ve maslahatgüzarın vazifesinde bırakılması istenmektedir.[72]

Yine Sadarete gönderilen diğer bir mektupta ise “Padişah-ı Al-i Osman şevketlü Sultan Abdülmecid Han hazretleri taht-ı-al-i-baht-ı Hilafetuzma’ya cülus-ı hümayunları şeref vukuu tarafımıza ilan buyrulmayla” denilerek “Name-i mahsuse” gönderildiği ve bunun padişaha takdim edilmesi istendiği anlatılır. Bunun yanında Maslahatgüzarın memuriyetinin ipka edilmesi istenir.[73] Taht değişiklikleri aynı zamanda memuriyetleri ikame etmek için de bir vasıta olarak kullanılabiliyordu. Vesikadan da anlaşıldığı üzere bunun için bir itimadname dahi gönderilebiliyordu.

Sultan Abdülmecid’in cülusu münasebetleriyle diğer devletlere de haber verilmiş ve onlardan da benzer üslupta taziyet ve tebrik mesajları gelmiştir fakat biz bu kadar ile iktifa ediyoruz, buradakilere kıyas ile diğerleri hakkında bir kanaat hasıl olabileceği gibi daha şümullü bir çalışmada bunlara yer verilebileceğini de ifade ederek netice kısmına geçmek istiyoruz.

NETİCE

Osmanlı Devleti, 6 asır aynı hanedan ile idare edilmiş ender tecrübelerden birisidir. Bu hanedandan olanların tahta geçişleri ise asırlara göre farklılıklar göstermiştir.

Taht değişiklileri, devletin ilk 3 asrındaki babadan-oğula geçişten sonra, son 3 asrında kardeşten-kardeşe geçişe doğru bir evrilme yaşanmış buna nispet bunda da iki istisna olmuştur. Bunlardan birisi de Sultan Abdülmecid’in cülusudur.

Sultan Abdülmecid, Osmanlı Devleti’nin yeniden bir kuruluş, ihtisaslaşma ve müesseseleşme geçirdiği bir devirde Osmanlı tahtına oturmuştur. Devrinde bu yeniden yapılanmayı gerçekleştirmek adına pek çok hamleler yapılmıştır.

Sultan Abdülmecid, ayrıca bir itina ile iyi bir tahsil-terbiye aldığı şehzadelik dönemi geçirmiştir. Kendisinden sonra 4 oğlu Osmanlı tahtına çıkmıştır.

Sultan Abdülmecid genç yaşta tahta oturmuş ve kucağında büyük bir mağlubiyetle birlikte hem kara hem de deniz kuvvetlerinden mahrum bir iktidarı bulmuştu. Devlet, Sultan Abdülmecid’in saltanatı yıllarında bu badirelerden kurtulmuş ve hem Mısır Meselesi’ni halletmiş hem donanmayı geri almış hem de kara ordularını yeniden tanzim edip 1853-56 yıllarında müttefiklerinin de desteği ile Rusya’yı mağlup edecek seviyeye getirmeyi başarmıştır. Sultan Abdülmecid saltanat yıllarında bütün bunlar başta olmak üzere pek çok isyan ve kıtallerle de uğraşmış ve devlet adamlarının arasındaki çekişmelerle de uğraşarak iktidar sürmüş ve yine genç yaşta vefat etmiştir.

Sultan Abdülmecid’in cülusu nasıl büyük bir sevinçle karşılanmışsa saltanatının ve hayatının son yıllarında kendisine karşı bir muhalefet gelişmiş ve darbe teşebbüsü olmuştur.

Sultan Abdülmecid’in cülusu pek tabii olarak dahilde ve hariçte pek çok akisler uyandırmıştır. Tahta geçiş gereği pek çok tevcihat, berat, imtiyaz yenilemeleri yapılmıştır. Bunların ise Osmanlı merkez teşkilatında yoğun bir çalışma trafiği yarattığı aşikardır.

Cülus için İstanbul’a gelen hem Müslim hem de gayr-i Müslim ahali olmuştur. Pek çok vali, komutan, muhafız, devlet memuru yeni padişahı tebrik etmek ve ona biat etmek için merkeze yazılar yazmıştır.

Cülus haberi diğer devletlere de bildirilmiş ve onlar da mukabele olarak tebriklerini iletmişlerdir.

Sultan Abdülmecid’in cülusu hakkında yaptığımız bu muhtasar araştırmanın neticeleri kısaca böyledir fakat bunların üzerinde daha evvel de ifade edildiği üzere tahlil kabilinden birkaç kelam etmeden geçemeyeceğiz.

Gerçekten de Sultan Abdülmecid’in cülusu bir sevinç yaratmıştır bunda hiç şüphesiz babasının saltanatının uzun sürmesi ve devrinde yaşananların tesiri olduğu kadar darbesiz tahta çıkması da mühim bir sebeptir. Yine babadan oğula bir taht değişikliği de hanedanın dinamizm kazanması için bir vesile sayılmış olabilir.

Taht değişikliklerinin dahilde ve hariçte ilan edilmesi merkezin/devletin kendini hatırlatması için bir vesile olduğu kadar merkezden imtiyaz ya da vazifesinin yenilenmesini/yükseltilmesini isteyenler için de bir fırsat olarak zuhur etmiştir. Merkezin kendisini hatırlaması bahsinde Aynaroz Adası’ndaki bir manastıra daha evvel verilen bir fermanın yenilenmesi numune bir misal teşkil edebilir.

Ahalinin bir kısmının İstanbul’a kadar gelmelerinin pek çok sebebi olmakla birlikte iktisadi sebeplerinin de olabileceği akıllara gelmektedir. Zira cülus vesilesiyle bahşişler koparabileceklerini umduklarını söylemek de yanlış olmayacaktır.

Cülus akabinde devletlerarası münasebetlerin de ayrıca mühim bir yer işgal ettiği söylenebilir. Zira yeni iktidar sahibinin nasıl bir siyaset takip edeceği merak mevzuu olup incelediğimiz kadarıyla bazı hükümetler eski padişah devrini veya eski padişahlar devirlerini hatırlatarak dostluklarının devam etmesini temenni etmektedirler.

Osmanlı arşiv vesikalarında aynı mevzudaki vesikalarda benzer hatta neredeyse aynı elkaplar kullanılmıştır. Biz okuyamadığımız bazı kelimeler için daha evvelden latinize neşredilmiş sefaretnamelere de göz attık ve gördük ki Sultan Abdülmecid’in cülusundan 1 asır evveline kadar bile benzer hitap tarzı kullanılmıştır. Bir asır evveline kadar benzer elkaplar ve yazışma usulleri kullanılır da aynı dönemdeki diğer vesikalarda kullanılmaz mı? Bilakis kullanılmış hatta neredeyse bütün vesikalar birbirinin fotokopisi gibi durmaktadırlar. Bütün bunlar tarihi devamlılık cihetinden olduğu kadar bürokrasi dilinin köklerine ve tarihi derinliğine dair de işaretler vermektedir.

Burada başlık halinde inceleyemediğimiz diğer dahili ve harici aksülameller için muhtasar araştırmamızdaki tasnifler, başlıklar birer numune teşkil edebilir. Biz bu kısa çalışmamızın sadece bir girizgâh olduğunu düşünüyoruz.

KAYNAKÇA

ARŞİV VESİKALARI

1) HATT-I HÜMAYUN TASNİFİ
- Hatt-ı Hümayun (HAT)
-Dosya/Gömlek Numarası

1237/48145
1238/48162
1240/48222
1424/58246
1424/58267
1425/58322
1425/58330

2) İRADELER TASNİFİ
2.1) İrade-i Dahiliye (İ. DH)
-Dosya/Gömlek Numarası

1/2
1/5
1/15
1/20
2/82
2/89
5/195
5/198
6/241
6/274
7/304
7/310

2.2) İrade-i Hariciye (İ. HR)
-Dosya/Gömlek Numarası

1/32
2/68
3/104
4/180

KAYNAK-ARAŞTIRMA-İNCELEME ESERLER

Abdülkadir Özcan, “Cülus”, TDV İA

Adnan Şişman, Tanzimat Döneminde Fransa’ya Gönderilen Osmanlı Öğrencileri, TTK Yayınları, Ankara, 2004

A.H. Ongusu, “Abdülmecid”, MEB İA, Cild I

Ahmed Lütfi Efendi, Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, Cild VI, YKY, 1. Basım, İstanbul, 1999

Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İA

Bayram Nazır, Osmanlı Misafirperverliği ve Avrupa’daki Yankıları, İstanbul Ticaret Odası Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2008

Bayram Nazır, Osmanlı’ya Sığınanlar, Yeditepe Yayınevi, 4. Basım, İstanbul, 2016

Cevdet Küçük, “Abdülmecid”, TDV İA, Cild I

Düstur, I. Tertip, I. Cild

Düstur, III. Tertip, III. Cild

Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cild XI

Ekrem Buğra Ekinci, Tanzimat ve Sonrası Osmanlı Mahkemeleri, Arı-Sanat Yayınları 1. Basım, İstanbul, 2004

Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku, Arı-Sanat Yayınları 1. Basım, İstanbul, 2008

Fikret Sarıcaoğlu, Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi Sultan I. Abdülhamid 1774-1789, TATAV Yayınları, İstanbul, 2001

Gözde Çelik, İstanbul’da 19. Yüzyıl Abdülmecid Camileri, İstanbul, 2000 (neşredilmemiş Yüksek Lisans Tezi)

Kadir Mısıroğlu, Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yayınevi, 9. Basım, İstanbul, 2009

Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani yahud Tezkire-yi Meşahir-i Osmaniyye, Cild I, Sebil Yayınevi, İstanbul, 1995

Mehmed Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I. Fasikül, MEB Yayınları, 3. Basım, İstanbul, 1983

Özlem Şahin, Sultan I. Abdülmecid ve Batılılaşma Sürecine Katkıları 1839-1861, Kayseri, 2013 (neşredilmemiş Doktora Tezi)

Sultan Abdülmecid ve Dönemi, Kültür AŞ, İstanbul, 2015

Şerif Korkmaz, “Sultan Abdülmecid’in İlk Memleket Gezisi, (26 Mayıs-12 Haziran 1844)”, OTAM, s.25, Ankara, 2011

Ufuk Gülsoy, “Islahat Fermanı, TDV İA

Ufuk Gülsoy, Osmanlı Gayri Müslimlerinin Askerlik Serüveni, Timaş Yayınları, 1. Basım, İstanbul, 2010

Vahdettin Engin, Rumeli Demiryolları, Eren Kitabevi 1. Basım, İstanbul, 1993

DİPNOTLAR


[1] Bu makale, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Tarihi Anabilim Dalı, Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı’nda Ocak 2017’de Prof. Dr. Yüksel ÇELİK Hoca’ya “Tarih Araştırmalarında Usul I” adlı ders için Yüksek Lisans vazifesi olarak takdim kılınmıştır.
[2] Osman Gazi’nin (1299-1324/6) miladi 1281 senesinde “Bey” olmasından 1 Kasım 1922 tarihine kadar tam 641 sene hükmeden Osmanlı saltanatının ilgası TBMM tarafından alınan 308 numaralı kararname ile gerçekleştirilmiştir, bkz: Düstur, III. Tertip, III. Cild, sh. 152. Osmanlı Devleti aynı zamanda en uzun ömürlü hanedan devletidir, bkz: Kadir Mısıroğlu, Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yayınevi, İstanbul, 2009, sh. 63
[3] Sultan Abdülmecid’e kadar olan kimselerin listesi için bkz: Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani yahud Tezkire-yi Meşahir-i Osmaniyye, Cild I, Sebil Yayınevi, İstanbul, 1995, sh.4-9
[4] İlk 13 padişahtan sonra bir diğer babadan oğula saltanat geçişi ise Sultan İbrahim’den (1640-1648) oğlu Sultan IV. Mehmed’e (1648-1787) doğru olmuştu.
[5] Sultan Abdülmecid ve Dönemi, Kültür AŞ, İstanbul, 2015. Bu çalışma 18-19 Kasım 2011 tarihinde icra edilen “Vefatının 150. Yılında Sultan Abdülmecid ve Dönemi (1823-1861)” adlı beynelmilel sempozyumdaki tebliğlerden oluşmaktadır.
[6] Mehmed Süreyya, a.g.e, sh. 52. Farklı doğum tarihleri için bkz: Cevdet Küçük, “Abdülmecid”, TDV İA, Cild I, sh. 259, A.H. Ongusu, “Abdülmecid”, MEB İA, Cild I, sh. 91
[7] Mehmed Süreyya 2 Temmuz, Ongusu 3 Temmuz tarihini vermektedirler.
[8] Küçük ve Ongusu 25 Haziran tarihini vermektedirler.
[9] Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cild XI, sh. 396 vd.
[10] A.g.e, sh. 415-416
[11] Cevdet Küçük, a.g. mad., A.H. Ongusu, a.g. mad. sh. 92
[12] Bkz: Cem Düzen, Kuleli Vakası, Edirne, 2015 (neşredilmemiş Yüksek Lisans tezi)
[13] Cevdet Küçük, a.g. mad., A.H. Ongusu, a.g. mad.
[14] YÖK’ün tezler kataloğundan bulduğumuz doktora tezi Özlem Şahin’e aid olup Erciyes Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ayhan Öztürk’ün danışmanlığında hazırlanıp, 2013 yılında tez olarak kabul edilmiştir. Doktora tezinin adı “Sultan I. Abdülmecid ve Batılılaşma Sürecine Katkıları 1839-1861”dir. Osmanlı Devleti’nde I. Abdülmecid diye birinin olmaması bir tarafa “Batılılaşma” kelimesi üzerinden bir devrin değerlendirmesi garabeti asıl dikkatimizi çeken cihet olmuştur. Özlem Şahin ayrıca başta Gülhane Hatt-ı Hümayunu olmak üzere pek çok vesikayı da yanlış okumuştur. Misal vermek iktiza ederse mesela Gülhane Hattı’nda “Esbab” kelimesini “Eshab”, “Beraya” kelimesini “Fukara”, “Faraza” kelimesini “Firarda”, “Tecdid” kelimesini “Tahdit” olarak okuyabilmiştir.
[15] Özlem Şahin, a.g.e, sh.14
[16] Vahdettin Engin, Rumeli Demiryolları, Eren Kitabevi 1. Basım, İstanbul, 1993, sh. 34-41
[17] Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İA
[18] Ufuk Gülsoy, “Islahat Fermanı, TDV İA
[19] Alakalı hukuki düzenlemeler için bkz: Ekrem Buğra Ekinci, Tanzimat ve Sonrası Osmanlı Mahkemeleri, Arı-Sanat Yayınları 1. Basım, İstanbul, 2004; Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku, Arı-Sanat Yayınları 1. Basım, İstanbul, 2008
[20] Mehmed Süreyya, a.g.e; Cevdet Küçük, a.g. mad.
[21] Şerif Korkmaz, “Sultan Abdülmecid’in İlk Memleket Gezisi, (26 Mayıs-12 Haziran 1844)”, OTAM, S.25, Ankara, 2011, sh. 83-99. Şerif Korkmaz, bu makalesinde Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu (Tanzimat Fermanı’nı) sadece M. Reşid Paşa’ya mal etmekle umumi yanlışlardan birisini tekrar etmiştir.
[22] BOA, İrade-i Dahiliye, 306/19484, (14 Zilhicce 1270)
[23] Cevdet Küçük, a.g. mad.
[24] Mehmed Süreyya, a.g.e, sh. 52
[25] Bayram Nazır, Osmanlı Misafirperverliği ve Avrupa’daki Yankıları, İstanbul Ticaret Odası Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2008; Bayram Nazır, Osmanlı’ya Sığınanlar, Yeditepe Yayınevi, 4. Basım, İstanbul, 2016
[26] Adnan Şişman, Tanzimat Döneminde Fransa’ya Gönderilen Osmanlı Öğrencileri, TTK Yayınları, Ankara, 2004
[27] Ufuk Gülsoy, Osmanlı Gayri Müslimlerinin Askerlik Serüveni, Timaş Yayınları, 1. Basım, İstanbul, 2010
[28] Ufuk Gülsoy, a.g.e, sh. 81-95
[29] Ufuk Gülsoy, a.g.e, sh. 59
[30] Fikret Sarıcaoğlu, Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi I. Abdülhamid 1774-1789, TATAV Yayınları, İstanbul, 2001, sh. 201-211
[31] Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cild XI, sh. 458-478
[32] Cevdet Küçük, a.g. mad.
[33] Gözde Çelik, İstanbul’da 19. Yüzyıl Abdülmecid Camileri, İstanbul, 2000 (neşredilmemiş Yüksek Lisans Tezi), sh. 27-41. Yazar devrin müteahhitleri olan Balyan ailesini mimar olarak göstererek büyük bir yanlışa imza atmaktadır.
[34] Mehmed Süreyya, a.g.e, Cevdet Küçük, a.g. mad.
[35] Cevdet Küçük, a.g. mad.
[36] Abdülkadir Özcan, “Cülus”, TDV İA
[37] Cülus ve alakalı terminolojinin manaları için bkz: Mehmed Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I. Fasikül, MEB Yayınları, 3. Basım, İstanbul, 1983, sh. 312-316
[38] Abdülkadir Özcan, “Cülus”, TDV İA
[39] Aynı yerden
[40] Düstur, I. Tertip, I. Cild, sh. 14-15’teki takdimi ise şöyledir: “Cülus-ı Hümayun akabinde makam-ı vala-yı sadaret uzmaya hitaben şerefriz-i sudur buyrulan hatt-ı hümayunun suret-i münifesidir.”
[41] Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, Cild VI, YKY, 1. Basım, İstanbul, 1999, sh. 1011
[42] Düstur I. Tertip, I. Cild, aynı yerden
[43] BOA, İ.DH. 2/82 (1255 B 9)
[44] BOA, İ.DH. 1/5 (1255 R 27)
[45] BOA, İ.DH. 1/15 (1255 Ca 17)
[46] BOA, İ.DH. 1/20 (1255 Ca 26)
[47] BOA, İ.DH. 2/89/8 (1255 B 14)
[48] BOA, İ.DH. 5/198/7 (1255 N 20)
[49] BOA, İ.DH. 5/195/3 (1255 N 18)
[50] BOA, HAT. 1240/48222 (1255 Z 29)
[51] BOA, HAT. 1424/58246 (1256 M 30)
[52] BOA, İ.DH. 6/241 (1255 Za 14)
[53] BOA, İ.DH. 6/274 (1255 Za 27)
[54] BOA, İ.DH. 7/310 (1255 Za 11)
[55] BOA, İ.HR. 1/32 (1255 N 14)
[56] Başka tevcihatlardan bir kısmı için bkz: Vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi Tarihi, Cild VI, YKY, 1. Basım, İstanbul, 1999, sh. 1021-23, 1024-24, 1029 vd.
[57] BOA, İ.DH. 7/304 (1255 Za 07)
[58] BOA, HAT. 1424/58267 (1256 M 27)
[59] BOA, HAT. 1425/58330 (1256 M 17)
[60] BOA, HAT. 1425/58322 (1256 Z 29)
[61] BOA, HAT. 1237/48145 (1255 Z 29)
[62] BOA, HAT. 1238/48162 (1255 Ca 5)
[63] BOA, İ.HR. 1/2 (1255 C 01)
[64] BOA, İ.HR. 4/180/1 (1256 S 24)
[65] BOA, İ.HR. 4/180/2
[66] BOA, İ.HR. 4/180/3
[67] BOA, İ.HR. 4/180/4-5-6
[68] BOA, İ.HR. 4/180/7
[69] BOA, İ.HR. 2/68 (1256 Za 13)
[70] BOA, İ.HR. 3/104/4 (1255 Z 16)
[71] BOA, İ.HR. 3/104/1 (1255 Z 16)
[72] BOA, İ.HR. 3/104/3 (1255 Z 16)
[73] BOA, İ.HR. 3/104/3 (1255 Z 16)

...
İktibaslarınızda bu sayfayı şu şekilde kaynak gösteriniz:
Kaynak: www.Beytullahimzaoglu.com
...
...
İktibaslarınızda bu sayfayı şu şekilde kaynak gösteriniz:
Kaynak: www.Beytullahimzaoglu.com
...
Twitter - YouTube - Instagram


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  2017/4: Islahat Fermanı, Tarihi Zemini ve Metni Beytullahimzaoglu 0 291 07-05-2020, 16:38
Son Yorum: Beytullahimzaoglu
  2017/1: Tanzimat Fermanı ve Aks-i Sedası Beytullahimzaoglu 0 243 04-05-2020, 19:27
Son Yorum: Beytullahimzaoglu
  2017/1: Aneze Aşireti ve Osmanlı Arşiv Vesikalarındaki Yeri Beytullahimzaoglu 0 257 04-05-2020, 18:38
Son Yorum: Beytullahimzaoglu
  2016/11: Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve Meclis Mazbatasının Mukayese ve Tahlili Beytullahimzaoglu 0 259 04-05-2020, 18:19
Son Yorum: Beytullahimzaoglu

Hızlı Menü: